FREUD VE MELANIE KLEIN’DA DÜRTÜ KURAMI VE NESNE İLİŞKİLERİ/ HASET VE ŞÜKRAN

Freud, yetişkin psikopatolojisine yönelik psikoseksüel gelişim evreleri temelinde oluşturduğu kuramında, semptomların altında yatanları açıklığa kavuşturmak amacıyla çocuk duygusal yaşantısı ile ilgilenmiştir. Nesne İlişkileri okulunun kurucusu kabul edilen Melanie Klein ise Freud’un psikanalitik yaklaşımından hareketle, ancak Freud’tan farklı olarak, doğrudan çocukluk yaşantısını gözlemleyerek erişkin yaşantısına yönelik araştırmalar yapmıştır. Buradan hareketle, Klein’in psikanalitik yaklaşımının çıkış noktası çocuklarda gözlenen ruhsal bozukluklar olduğu söylenilebilir.

Freud, ‘Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme’de (1905) dürtülerin ‘haz ilkesi’ne göre hareket ettiği düşüncesinden yola çıkmış ve psikanalitik kuramını temel güdüleyici olarak nitelendirdiği dürtüler üzerine kurmuştur. Freud’a göre nesne, dürtü tatminini sağlamaktadır. Bu anlamda Freud, nesnenin önemine ilişkin özgül bir atıfta bulunmamakta, dürtü ve nesnesi arasında bağ kurmamaktadır.

Freud, kuramının temeline dürtü kavramını koyarken, Klein’da içgüdü kavramı öne çıktığını söyleyebiliriz. Klein’a göre çocuk, içgüdü tatminine yönelik nesne ve ilişki arayışı içindedir. Saffet Murat Tura, ‘Haset ve Şükran’ın önsözünde (Klein, 1998, s. 8) bu iki kuramcının nesne ilişkilerine yönelik yaklaşımları arasındaki kuramsal farklılığı şöyle ifade etmiştir:  

Freud’a göre geniş ölçüde dışsal, toplumsal yasaklara, ebeveynin yasak koyucu tutumlarına bağlanan süreç, Klein’da nesne ilişkilerinin gelişiminin bir sonucu olarak karşımıza çıkar.

Aynı şekilde, çocuk psikopatolojisinin temel kurucusu sayılan Anna Freud’un ‘ben psikolojisi’ kavramı yerine,  Klein ‘id psikolojisi’ kavramını üzerinden gitmiştir. Klein’in kuramları, dürtü kuramından, nesne ilişkileri kuramına geçişte bir dönüm aşaması olarak görülebilir. (Tükel, Doğu-Batı, s. 87)

Freud, Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme’de (1905) dürtülerin dört temel özelliğinden söz eder:

  1. Dürtü öncelikle bir güç, bir baskı bir taleptir. Dürtünün gücü onun eylem yönünü temsil eder. Ruhsal enerji miktarı olarak yoğunluğudur.
  2. Bir organdaki uyarılma sürecini içeren bedensel bir kaynak vardır. Bu kaynak, dürtünün ortaya çıktığı beden bölgesidir.
  3. Dürtünün amacı kaynağı oluşturan organdaki uyarılma durumunu ortadan kaldırmaya karşılık gelen doyunmdur.
  4. Dürtünün amacına ulaşabilmesi için gerekli olan canlı ya da cansız şey ise ‘dürtünün nesnesi’ olarak kabul edilir.

Freud’un dürtü kuramına göre, doyuma ulaşıldığında ve bunun için yeterli enerji harcandığında fanteziye gerek kalmamaktadır. Fantezi için harcanan enerji dürtü enerjisini sınırlar. Klein’in oluşturduğu sistemde ise dürtü enerjisi sınırlı değildir. Fantezi, gerçek doyum yerine telafi amaçlı geçmez, gerçek doyuma eşlik eder. (Grennberg ve Mitchell 1983)

‘Freud için dürtüler, psikolojik görünümleri ve sonuçları olsa da, fiziksel güçler olarak ortaya çıkarlar. Klein ise, dürtüleri, bedensel ifadenin bir aracı olarak kullanan psikolojik güçler olarak görür. Klein için beden, dürtülerin kaynağı değil, ifadesi için bir araçtır. ( Tükel, Doğu-Batı, s. 88-89)

Klein’a göre, nesne temeldir ve dürtüler nesnelere yönelir. Klein, Freud’tan farklı olarak, dürtüleri nesnelere daha sıkı bir şekilde bağlı olarak kavrar.  Klein’a göre nesne ilişkisi; sevgi, nefreti fantezi, anksiyete ve savunmalar gibi temel bileşenlere dayanır. (Klein, 1998, s. 33)

Freud’a göre agresyon, haz almak amacıyla nesnelere ikincil olarak bağlanan, nesnesiz, yıkıcı bir enerjiyken, Klein’ın agresyon tanımı daha farklıdır. Klein’e göre  agresyonda, kişisel amaca yönelik bir nefret vardır. Çocuğun annesine karşı olan yıkıcılığında, kendi içinde bir amaçlılık vardır. Çocuk, annesini kendi kontrolü dışında bir iyilik içerdiği için yıkmak ister.  

Freud, nesnelerin dürtüsel bir amacın nesneleri olduğunu savunurken, Klein, nesne ilişkisinin çocuğun duygularını, fantezilerini, anksiyetelerini ve savunmalarını da içerdiğini düşünmektedir. Klein’e göre anne memesi, çocuk için yalnızca fiziksel bir nesne ya da bedensel bir doyum aracı değildir. Bunun yanı sıra, anneliğe ilişkin iyiliğin, bitip tükenmez sabrın, cömertliğin ve iyiliğin de göstergesidir. (Klein, 1998, 22)

Klein, sevgi ve nefret kavramlarını yaşam ve ölümün temsilcileri olarak ele alır ve bu kavramları temel güdüleyici güçler olarak nitelendirir. Klein’e göre, ölüm dürtüsü, yaşam dürtüsüne benzer bir şekilde, fantezilere, arzulara ve nesne ilişkilerine ön ayak olurlar.

Klein, içsel nesnelerin kaotik devinimleriyle oluşan bilinçdışı fantazmatik bir süreçten söz eder. Klein’a göre, çocuğun iç dünyası içselleştirilmiş nesne ilişkilerinden oluşur. Bu süreçte, içe yansıtılmış nesneler, özdeşleşmeler ve erken fantezi oluşumu yer almaktadır. İçe yansıtılmış nesneler, içsel nesnelerle aynı şey değildirler. Freud, içe yansıtmayı nesne kaybı sonrasında yaşanan bir savunma olarak görürken, Klein’a göre içe yansıtma, oral dönemdeki içgüdüsel faaliyetin temsilidir ve korkutucu iç dünya karşısındaki kaygıdan kaynaklanır. Daha anlaşılır bir ifade ile içe yansıtma , çocuğun kendini doğuştan kötü ve saldırgan nesnelerle dolu algılamasından dolayı ‘dışsal iyi nesne’yi ( bu ilk dönemde annedir) içselleştirmeye girişmesi; içerdeki kötüyü, dışarıdaki iyiyi içeri alarak yatıştırmaya çalışma girişimidir. Böylelikle de içe yansıtma, İçsel iyi nesneleri korumaya yönelik bir savunma mekanizmasına dönüşür. İçe yansıtılmış iyi nesneler, iyilik ve kendine güven, ruhsal dinginlik sağlayarak güvenli kişiliğin gelişmesine ön ayak olur.  (Klein, 1998, s. 9-10)

Klein’a göre bebek, içgüdüsel olarak, annenin varlığını bilerek dünyaya gelir. Bebek, kendi iç dünyasındaki ölüm içgüdüsünden kaynaklanan yıkıcılıkla baş edebilmek için saldırganlığının bir bölümünü annesine yansıtır. Böylelikle dış dünyayı( anneyi) ‘iyi’ ve ‘kötü’ olarak bölünmüş algılar. Doyuran, yardımcı nesne olan iyi anneye karşı sevgi beslerken, bir yandan da kötü nesneye de saldırganlığını yansıtır. Böylece kısmi nesne ilişkileri ortaya çıkar. Bu, nesnenin bütünsel değil iyi ve kötü nesneler olarak algılandığı ambivalans öncesi dönemdir. Kısmi iyi nesne, libidinal olarak duygu yorumu kazanırken, kısmi iyi nesne saldırgan bir duygu yorumu almaktadır. Daha sonrasında çift değerliliğin oluştuğu dönem ortaya çıkar. Çiftdeğerlilik, iki temel içgüdü arasındaki çelişkinin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Çocuk, yaşamın ilk yıllarında saldırganlığın yöneldiği nesneyle, sevgi nesnesinin aynı nesne olduğunun fark ederek, paranoid-şizoid bir dönemin içine girer. Bu dönemdeki savunma mekanizması; bölme ve yansıtmalı özdeşleşmedir. Yaşamın ilk yılı daha geç bir dönemde ise, çocuk, nesnenin bölünmüş parçalarını birleştirdiği depresif döneme girer. Bu dönemde, saldırganlığının sevilen nesneye zarar vermesinin getirdiği suçluluk duyguları hakimdir. (Tura, 1998, önsöz)

Klein, erken ilksel hasetin iç agresyonun bir formu olduğunu söyler. Çocuktaki nefretin diğer biçimleri kötü nesnelere yönelmiştir. Haset ise tersine, iyi nesnelere yöneltilmiş bir nefret olarak karşımıza çıkar. Çocuk, annesinin sağladığı bakımdan ve doyumdan kaynaklanan iyiliği bir yandan yaşarkeni diğer yandan da annesinin kendi üzerindeki kontrolünden rahatsız olur, bu kaynağın hepsine sahip olmak ister, çünkü anne sınırlı bir miktarda süt vermektedir ve kontrol annededir.  

Klein, haset kavramını kıskaçlık ve açgözlülükten de ayırmıştır. Açgözlülükte çocuk oburca, iyi memenin tüm içeriğini kendine ister. Açgüzlü çocukta iyi memenin tahrip edilmesi, amaçlı olarak zarar vermeye yönelik değil, açgözlülüğün bir sonucu olarak ortaya çıkar. Hasette ise, çocuk memeyi iyi olduğu için tahip etmek ister. Haset içermeyen nefrette ise tahribat ve yıkım kötü nesnelere yönelik olur. İyi nesneler ise bölme savunma mekanizması ile korunurlar. Hasette ise, bölme mekanizması yerine zulmedilme kaygısı hakim olmaya başlamaktadır. (Tükel, Doğu-Batı, s. 102)                                                      

                KAYNAKÇA:

  1. Klein  (1998), Haset ve Şükran, İstanbul: Metis Ötekini Dinlemek
  2. Freud (2006), Cinsellik Üzerine, İstanbul: Payel Yayınları
  3. Tükel, (2011), Doğu-Batı Dergisi, 56. sayı, Ankara:  Cantekin Matbaacılık
  4. Freud A, (2004), Ben ve Savunma Mekanizmaları, İstanbul: Metis Ötekini Dinlemek

Ebru Özer
Uzman Psikolog, Felsefeci, Aile Danışmanı

Uluslararası Akredite olmuş olduğu Psikoterapi Ekolleri ve Yöntemleri:

EMDR Europe (EMDR) Akredite EMDR Terapisti
World Association for Positive and Transcultural Psychotherapy (WAPP) Akredite Pozitif Psikoterapi Uygulayıcısı
Viktor Frankl Institute Vienna (VFI) Akredite Logoterapi ve Varoluşçu Analiz Eğitmeni

Akredite olmuş olduğu Ulusal Psikoterapi Ekolleri ve Yöntemleri:

T. C. Sağlık Bakanlığı Akredite Hipnoz Uygulayıcısı
T. C. Sağlık Bakanlığı Akredite Psikolojinin Tıbbi Uygulamaları Yetki Belgesi

Üyesi olmuş olduğu Uluslararası Mesleki Kuruluşlar:

Viktor Frankl Institute Vienna (VFI)
World Association for Positive and Transcultural Psychotherapy (WAPP)

Üyesi olmuş olduğu Ulusal Mesleki Kuruluşlar:

Türk Psikologlar Derneği (TPD)
EMDR Türkiye Derneği (EMDR)

Psikosentez Danışmanlık ve Eğitim Merkezi Türkiye İzmir'de ve Almanya Münih/Düsseldorf şehirlerinde Almanca ve Türkçe yüz yüze seanslar vermektedir. Bunun haricinden Dünya'nın neresinde yaşıyorsanız yaşayın Türkçe ya da Almanca Online TerapiOnline Cinsel TerapiOnline Psikoterapi ya da Online Psikolojik Danışmanlık ile SKYPE ya da WhatsApp üzerinden seanslara katılabilirsiniz. Bunun için Online Terapi sayfamıza göz atabilirsiniz.