Obsesif Kompülsif Bozukluklar Nelerdir?

Obsesyon - Takıntı Terapisi

Obsesif kompülsif rahatsızlık, bir psikolojik bozukluktur. En önemli belirtisi, kişinin zihnini sürekli tekrarlanan istenmeyen düşüncelerin (saplantılar, takıntılar) meşgul etmesi ve belirli davranış kalıplarını (stereotip) uygulamaya zorlamasıdır. Örneğin; kapıyı az önce şahsen kendisinin kapattığını bilse bile, kapının gerçekten kapalı olup olmadığını tekrardan kontrol etme gibi davranışı, çoğu insan zaten kendi rutin davranış kalıplarından bilmektedir. Ancak kişinin söz konusu davranış kalıplarını sürekli tekrarlaması ve bunun yaşamını ve/veya günlük hayatını ciddi şekilde etkilemesi durumunda, obsesif kompülsif bir rahatsızlık veya obsesif kompülsif bir bozukluk söz konusudur.

Bu rahatsızlık, genel olarak sürekli tekrarlanan zorunlu düşüncelerin zihni meşgul etmesine ve yapılması gereken zorunlu davranış kalıplarının her seferinde tekrarlanmasına neden olmaktadır. Kişi, sürekli tekrarladığı bu zorunlu düşünceleri, davranışları ve dürtüleri mantıksız veya aşırı olarak değerlendirir. Bu düşünce ve davranışların kendi düşüncelerini yansıtmadıklarını söyler, fakat yine de bunları yapmayı sürdürmeye devam eder. Zira kişinin bu davranış ve düşünceden kaçınması, korku, huzursuzluk veya tiksinme gibi hoş olmayan hisleri tetiklerler. Zorunlu davranışlar, genel olarak daima aynı şekilde yapılması gereken ve sürekli tekrarlanan davranış kalıplarıdır. Söz konusu rahatsızlıktan sahip olan kişi, her ne kadar bu davranışların mantıksız veya aşırı olduklarını kabul etse dahi, kendisini bunları yapmak zorunda hisseder. Bu zorunlu davranışların asıl amacı, genellikle zorunlu davranışları tetikleyen korku, huzursuz veya tiksinme hislerini azaltmaktır.

Danışan, genel olarak bu davranışlarının mantıksız olduğunu bilir, ancak bu farkında olma durumu kişiden kişiye farklılık gösterebilmekte ve duruma bağlı olarak değişebilmektedir. Hastaların sadece küçük bir bölümü -özellikle çocuklar- bu davranışlarının mantıksız veya gereksiz olduklarının çok az farkındadırlar veya bunun kesinlikle farkında değillerdir.

Bu rahatsızlığın yıllarca devam etmesi durumunda, bu zorunlu düşünce ve davranışlar, hayatın önemli ve güçlü bir parçası haline dönüşerek, mantıksız ve gereksiz olduklarını yadsıyabilmektedir. Kişiler, söz konusu zorunlu düşünce ve davranışlarından ve sonuçlarından rahatsızlık duyarak genellikle utanırlar. Dolayısıyla, kişiler rahatsızlıklarını gizleme eğiliminde olurlar. Bu nedenle, söz konusu rahatsızlık için aynı zamanda "gizli hastalık" ismi de kullanılmaktadır.

Nüfusun yaklaşık olarak yüzde ikisi ile üçü arasındaki bir bölümü, obsesif kompülsif bozukluk rahatsızlığından muzdariptir. Obsesif kompülsif bozukluk, en yaygın olarak görülen psikolojik bozukluklar arasında dördüncü sırada yer almaktadır. İlk semptomları, genellikle daha çocukluk veya gençlik (ergenlik) yıllarında ortaya çıkmaya başlarlar. Rahatsızlığın başlama eğiliminin özellikle 12 - 14 ile 20 - 22 yaşları arasında özellikle daha sık olduğuna ilişkin bulgular bulunmaktadır. Obsesif kompülsif bozukluğa sahip insanların yaklaşık yüzde 85’lik bir bölümünde, obsesif kompülsif bozukluk rahatsızlığı 30 yaşından önce başlamıştır. Erkeklerde kadınlara göre 5 yıl daha erken yaşta başlamaktadır. Çocukluk döneminde obsesif kompülsif bozukluk rahatsızlığından etkilenme oranı, erkeklerde kız çocuklarına göre 2/3 daha yüksektir. Gençlik döneminde obsesif kompülsif bozukluktan etkilenme oranı ise, her iki cinste de aşağı yukarı aynıdır. Obsesif kompülsif bozukluk rahatsızlığı, kompülsif kişilik bozukluğundan farklıdır. Ancak obsesif kompülsif bozukluk rahatsızlığı bulunan yaklaşık olarak yüzde 8- ila 9 kişi, aynı zamanda kompülsif kişilik bozukluğundan da muzdariptirler.

Obsesif Kompülsif Bozuklukların Rahatsızlık Tablosu

Bu rahatsızlığa sahip olan kişilerin bazıları, sürekli tekrarlanan takıntılı ve saplantılı düşüncelerden şikâyetçiyken diğer kısmı zorunlu bir şekilde sürekli tekrarladıkları davranış kalıplarından şikâyetçidirler. Sadece sürekli tekrarlanan takıntılı ve saplantılı düşüncelerden muzdarip olanların oranı oldukça düşüktür.

Sürekli tekrarlanan zorunlu düşüncelere sahip oldukları için psikoterapiste danışan kişiler, korku, tiksinme veya huzursuzluk hislerini tetikleyen düşüncelerle yüzleştirilirler. Bu kapsamda, öncelikle agresyon, (örneğin; başka bir insana zarar vermek gibi) kirlenme ve cinsellikle bağlantılı düşünceler başı çekmektedir. Bunun dışında, psikoterapiste danışanların bir kısmı ise felâketlere yol açabilecek "sihirli" güçlerden korkmaktadırlar.

Obsesif düşüncelerin tetiklediği hoş olmayan hisler, genellikle daima belirli kurallara göre uygulanan ve aynı şekilde (stereotip) uygulanan obsesif davranışlarla ve tekrarlanan davranış kalıplarıylai azaltılır. Psikoterapiste danışan kişinin yakınları da bu ritüel sistemine dâhil edilebilirler.

Obsesif düşünceler ve obsesif davranış kalıpları, çok fazla zaman alırlar hatta günde birkaç saat sürebilirler. Bu, kişinin performansında önemli düşüş ve kayıplara neden olur ve arkadaşlarından veya aile yaşamından kopmasına neden olur. Bu rahatsızlıktan muzdarip olan kişiler, genellikle problemlerinin farkındadırlar. Her ne kadar bu obsesif düşünceleri saçma (mantıksız) bulsalar da, bunları kontrol edemezler. Bunu bildikleri için, bu rahatsızlıklarını genellikle gizlerler ve bir psikoterapiste gitmekten kaçınırlar ("Doktor, kesinlikle deli olduğumu düşünür", "Bunu neden tekrar tekrar yaptığımı kendim bile anlamıyorken bunu nasıl anlatırım", "Bundan utanıyorum, dolayısıyla bunu kimseye anlatmamayı tercih ederim").

Bu ve benzeri nedenlerle, obsesif kompülsif bozukluğa sahip kişilerin büyük çoğunluğu, bu rahatsızlığı yıllarca ve hatta on yıllarca profesyonel yardım almadan, yaşamlarının bir parçası olarak yaşarlar.

Obsesif kompülsif rahatsızlıklar, gereken tedavinin yapılmaması durumunda, genel olarak kronik bir şekilde ilerler, semptomların şiddet ve yoğunlukları değişebilmektedir. Genellikle, günlük hayatın içerisinde zamanla daha fazla yayılır ve günlük yaşamın giderek daha büyük bir bölümünü kaplarlar. Bunu, sonuç olarak genellikle izolasyon ve sosyal hayattan uzaklaşma takip eder. Belirli obsesif davranışlar, aynı zamanda bazı fiziksel ve bedensel sonuçlara da neden olabilmektedir. Örneğin; sürekli el yıkama dürtüsü, cilt egzaması oluşmasına yol açabilmektedir.

Obsesif kompülsif düşünce ve/veya davranış rahatsızlıkları olan kişilerin, mutlaka bir psikiyatristten ve psikoterapistten profesyonel yardım almadırlar. Obsesif kompülsif rahatsızlık hastalarının, içerisinde bulundukları döngüden tek başlarına kurtulabilmeleri mümkün değildir ve bu rahatsızlığı gizlemeye çalışmak, durumu daha da kötüleştirir. Bu rahatsızlıktan muzdarip olan kişilere, uygun tedavilerle yardımcı olunabilmekte ve yaşam kalitelerinin büyük ve önemli bir kısmını geri kazanabilmektedirler.

Obsesif Kompülsif Bozuklukların Nedenleri

Günümüzde elde edilen bilgilere göre, obsesif kompülsif bir rahatsızlığın oluşmasında ve sürdürülmesinde, psikolojik ve biyolojik özellikler gibi birçok faktörün rol oynadığı bilinmektedir. Bu kapsamda, söz konusu faktörlerden hangilerinin etkili oldukları ve bunların ne ölçüde etki ettikleri, kişiden kişiye değişmektedir.

Genetik Yatkınlık

Araştırmalar, genetik özelliklerin bu rahatsızlıktan etkilenen bireylerin bazılarında önemli bir rol oynadıklarını ve bazılarında ise, örneğin şizofrenide olduğu gibi, genetik özelliklerin etkisinin daha az olduğu tespit edilmiştir. Genetik ve çevresel etkiler (örneğin; yaşam akışı), çok sayıda karşılıklı etkileşim göstermektedir. Ailevi kalıtımsal yatkınlık, bir çok örnekte gözlenmiş ve birinci dereceden akrabalarda (kardeşlerinde, ebeveynlerinde ve çocuklarında) obsesif kompülsif rahatsızlığın görülme sıklığının, yüzde üç ile yüzde oniki arasında olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, yüzde sekiz ile yüzde otuzndau, en azından obsesif kompülsif rahatsızlık semptomları veya obsesif kompülsif davranış şekilleri görülmüştür.

Beynin Organik ve Nörobiyolojik Faktörleri

Obsesif kompülsif bozukluğuna sahip kişilerin bir bölümünde beynin organik faktörlerinin de bu süreçlere dâhil olduğunu gösteren çok sayıda bulgu tespit edilmiştir. Örneğin; beyinlerinin belirli bölümlerinde (bazal gangliyonlar) nörolojik rahatsızlıkları olan bazı hastalarda, tik bozuklukları şeklinde benzer obsesif kompülsif rahatsızlık semptomları görülmektedir. Görüntüleme incelemelerinde, belirli alanlarda beyin aktivitelerinde bir farklılık olduğunu görüntülenmiştir. Bununla birlikte, beyin aktivitesindeki değişikliklerin obsesif kompülsif bozukluğun bir nedeni mi, yoksa sadece eşlik eden bir başka rahatsızlık mı olduğu bugüne kadar açıklanamamıştır. Ancak, obsesif kompülsif bozukluğu olan kişiler başarılı bir şekilde tedavi edildiğinde, bu dikkat çekici beyin aktivitelerinin tekrardan normalleştikleri, açık ve net olarak tespit edilmiştir.

Psikolojik Açıklama Modelleri

Psikolojik açıklama modellerinde psikolojik faktörler rol oynayabilmektedir. Obsesif kompülsif rahatsızlığa sahip olan kişinin kişiliği, eğitimi, çocukluk döneminde yaşadığı güvensizlik duygusunun oluşmasına ve/veya travmatik sonuçlara neden olan hayat tecrübeleri ve yaşamının daha sonraki dönemlerinde edindiği olumsuz deneyimler önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle, çocuğa çok sıkı bir temizlik eğitimi veya karar verebilmesi için ona çok dar bir özgürlük alanı bırakan bir eğitim verme, ileride obsesif kompülsif davranışların oluşmasına neden olabilmektedir. Aynı zamanda, daha ilk obsesif kompülsif davranışlarda hatalı yaklaşım gösterilmesi, davranışların hayat boyu sürdürülmesine neden olabilmektedir. Örnek olarak kişinin obsesif kompülsif ritüelleri uygulamadığı zaman, kötü bir şeylerin olmadığını tecrübe edebilmesine engel oluşturan güçlü kaçma ve kaçınma davranışları gösterilebilmektedir. Zaman içerisinde, obsesif kompülsif davranışlar güçlü bir şekilde yayılır (genelleşme) ve gereken terapi uygulanmadıkça, obsesif kompülsif davranış ritüelleri yıllarca ve hatta on yıllar boyunca sürmeye devam eder.

Dünya çapında oldukça tanınmış psikolojik açıklama modelinde, rahatsız edici düşüncelerin (algısal model) değerlendirilmesi ve işlenmesi vurgulanmaktadır. Bu açıklama modeline göre, bazı hoş olmayan ve rahatsız eden düşünceler, örneğin araba kullanırken bir yaya çarpma korkusu gibi, tek başına değerlendirildiğinde herhangi bir sorun oluşturmamaktadır. Ancak, korku ve suçluluk hislerine karşı aşırı tepki gösteren insanlarda, bu düşünceler olguyu güçlendirebilir ve belirleyebilir. Örneğin, korkusunun gerçekten gerçekleşip gerçeklemediğini kontrol etmek için, aynı yolda birçok defa gidip gelebilmektedir. Obsesif kompülsif hastalarının sorumluluk duygusu genellikle yüksektir, riskleri gözlerinde büyütürler ve/veya kendi algılarına güvenip güvenemeyeceklerinden şüphe ederler ("Evden ayrılmadan önce, ütüyü fişten çektiğimi gerçekten gördüm mü?, Orada yolun kenarında birileri yok muydu?, Acaba cildimde hala kir kaldı mı?"). 

Obsesif Kompülsif Bozuklukların Teşhisi

"Obsesif kompülsif bozukluk" rahatsızlığının teşhisi bakımından belirleyici olan özellik, obsesif kompülsif düşüncelerin ve/veya obsesif kompülsif davranışların mevcut olması ve bunların (örneğin; günde bir saatten fazla alarak) kişinin yaşamını önemli ölçüde etkilemesi, kısıtlaması ve ilgili kişinin bu rahatsızlıktan büyük sıkıntı duymasıdır. Obsesif kompülsif seviyede yıkama ve temizleme dürtüleri, en sık görülen davranış bozukluklarındadır. Bu davranışı tekrarlama, sayma, düzenli olma, toplama ve saklama takıntıları izler. En yaygın takıntılar arasında, agresyon, kirlenme, simetri, din, kişinin kendi bedeni, cinsellik, toplama ve saklama takıntıları yer alır.

Psikoterapist ile kendisine danışan kişi arasında yapılan görüşmede, obsesif kompülsif rahatsızlık belirtileri dikkatlice ve etkin bir şekilde sorular yönelterek, araştırılmalıdır. En basit sorular bile, hali hazırda önemli ipuçları ve bilgiler sağlayabilmektedir:

  • Kişisel eşyalarınızın aşırı temiz olmalarına dikkat ediyor musunuz ve bunları oldukça sık yıkıyor veya temizliyor musunuz?
  • Çok kontrol eder misiniz?
  • Sizi rahatsız eden veya kaybolup gitmelerini istediğiniz, fakat bir türlü kurtulamadığınız düşünceleriniz var mı?
  • Günlük sorumluluklarınızı yerine getirmeniz fazla zamanınızı alıyor mu?
  • Düzen ve simetriyle fazla uğraşıyor musunuz?

Teşhis sırasında, obsesif kompülsif bozukluk rahatsızlığına, psikoz veya ağır bir depresyon gibi başka psikolojik rahatsızlık semptomlarının eşlik edip etmediğine mutlaka dikkat edilmelidir. Obsesif kompülsif bir rahatsızlıktan şüphelenilmesi durumunda, söz konusu kişinin mutlaka kapsamlı bir şekilde nörolojik ve dahiliye muayenesi gerçekleştirilmelidir. Obsesif kompülsif rahatsızlık semptomlarıyla birlikte gelişebilen tik bozuklukları gibi olası diğer rahatsızlıkları tespit ve teşhis edilmelidir. Belirli şartlar altında, beyinle ilgili herhangi bir organik neden bulunup bulunmadığını tespit etmek ve teşhisi güçlendirmek için, ek olarak söz konusu kişinin kafatasının EEG’si veya manyetik rezonans tomografisinin alınması gereklidir. Bu nedenle obsesif kompülsif rahatsızların nedenlerini tespit etmek için, psikoterapistin mutlaka bir nörolog ve psikiyatr ile işbirliği içerisinde çalışması gerekmektedir.

Obsesif Kompülsif Bozuklukların Terapisi

Obsesif kompülsif bozukluk rahatsızlıklarda en etkili yöntem olarak birinci sırada yer aldığı kanıtlanan psikoterapi süreci, uyaranla yüzleşme ve tepki yönetimi ilkelerine dayanan ve belirli antidepresan ilaçlarıyla (serotonin geri alım inhibitörü) desteklenen algısal davranış terapisidir. Rahatsızlığın çok sayıdaki olumsuz etkilerinin önlenmesi bakımından, tedaviye erken başlanması çok önemlidir. Ancak, bu rahatsızlığın on yıllardır sürüyor olması durumunda dahi, doğru terapiyle oldukça başarılı sonuçların alınması mümkündür. Her ne kadar söz konusu semptomların kişilerin sadece belirli bir bölümünde tamamen yok olabilmesine rağmen, obsesif kompülsif düşünce ve davranışların şiddet ve yoğunluğu azaltıldığında, kişilerin büyük bir çoğunluğunun yaşam kaliteleri büyük ölçüde artmaktadır.

Psikoterapi

Günümüzde en çok tercih edilen psikoterapi yöntemi, yüzleşme ve tepki yönetimi süreçlerini kapsayan BDT (Bilişsel Davranışçı Terapi) terapisidir. Kişiler, yüzleşme ve tepki yönetimi süreçlerinde terapist eşliğinde azar azar ve giderek arttırılarak obsesif kompülsif bozuklukları tetikleyen etkenlerle yüzleştirilerek obsesif kompülsif davranışları yapmadan, hissedilen hoş olmayan duygularla baş etmeyi öğrenir. Obsesif kompülsif bozuklukları tetikleyen durumla yüzleşme, mümkün olduğunca hastanın olağan günlük yaşam ortamlarında (örneğin ev ortamında) gerçekleştirilmelidir. Hasta, bu sayede söz konusu durumla bağlantılı obsesif kompülsif korkuların gerçekleşmediğini tecrübe eder ve bu hoş olmayan duygularla baş edebildiğini öğrenir. Kişi obsesif kompülsif davranışlarını yapmadığında da, bu korku, tiksinme ve gerginliğin belirli bir süre sonra azalarak kaybolduğunu, deneyimler.

Obsesif kompülsif bozukluk durumunun karmaşıklığına göre ve uygun şekilde, orta seviye ile ağır derece arasındaki obsesif kompülsif rahatsızlıklarda kural olarak multimodal algısal davranış terapisi konseptleri uygulanır. Yüzleşme ve reaksiyon yönetimi süreçleriyle gerçekleştirilen semptom terapisinin tamamlayıcısı olarak uygulanan bu multimodal algısal davranış terapisi konseptleri, diğer algısal davranış terapisi yöntemlerini (sistemik, psikodinamik, logos) kapsar. Ayrıca, obsesif kompülsif semptomların muhtemel işlevleri de tedaviye dahil edilir. Örneğin, obsesif kompülsif semptomlar, kendi kendinden şüphe duyma gibi endişeleri dengeleme fonksiyonu olarak kullanılabilir veya kendisinden sorumlu olan yakınlarıyla ilişkilerini düzenlenmeye hizmet edebilirler. Bu nedenle, bu rahatsızlıktan muzdarip olan kişinin yakınlarının da, terapiye ve özellikle de, ritüellerle bağlantılı terapilere katılmaları önerilir.

Algısal davranış terapisinin tek başına uygulanması ile algısal davranış terapisiyle birlikte tıbbi ilaç terapisinden oluşan kombinasyonunun başarılı sonuç vermeleri açısından birbirlerine üstünlükleri bulunmamaktadır. Ancak, paralel seyreden (eşlik eden) ağır depresyonların veya obsesif kompülsif düşüncelerin mevcut olması durumunda, ilave tıbbi ilaç tedavisinin uygulanması daha avantajlıdır.

İlaç Tedavisi

İlaç tedavisinde, öncelikli olarak seçici serotonin geri alım inhibitörleri (SSRI) (sitalopram, essitalopram, fluoksetin, fluvoksamin, paroksetin veya sertralin) kullanılması önerilmektedir. Aynı zamanda depresyonlar içinde kullanılan bu ilaçlar, bundan bağımsız olarak ayrıca obsesif kompülsif bozukluk rahatsızlıklarında da etkilidirler. SSRI ilaçlarına bir alternatif olarak, seçici olmayan tipte bir serotonin geri alım inhibitörü olan Clomipramin önerilebilir, ancak SSRI’ya göre ortalama yan etkileri daha fazladır, bu nedenle daha ziyade bir ikinci tercih olarak dikkate alınmalıdır. Bu aşamada, ilgili psikoterapistin mutlaka bir psikiyatristle yakın işbirliği içerisinde birlikte çalışması gerekmektedir. Dozajın, daima ve mutlaka tedaviyi uygulayan doktorla birlikte belirlenmesi gerekmektedir. İlacın etkisini göstermeye başlaması nispeten uzun bir süre alır ve bu en az 4 hafta sürer, ayrıca ilacın etkisinin maksimum seviyeye ulaşması ise, 8 ile 12 hafta arasında bir zaman alır. İlacın kullanımının sonlandırılması, daima kademeli olarak ve adım adım uygulanmalıdır, ilacın sonlandırılmasına yönelik aşamalar ve doğru zamanlama, özellikle ilave algısal davranış terapisi sürecine göre düzenlenmelidir.

Algısal davranış terapisi uygulamalarıyla birlikte kombine olarak bir tıbbi ilaç tedavisi de uygulanması durumunda, özellikle uzun süreli ilaç kullanımının etkileri mutlaka ve daima dikkate alınmalıdır.

Abdullah ÖZER

Sosyal Hizmet Uzmanı, Aile Danışmanı, Psikoterapist
"European Psychotherapy Training Institute" Başkanı

Ebru ÖZTÜRK

Uzman Psikolog, Klinik Felsefeci, Psikoterapist, Aile Danışmanı, Felsefe Terapisi Eğitmeni, Psikoterapi Eğitmeni

KAPAT
ÖN KAYIT FORMU
Formu doldurun en kısa süre içerisinde biz sizi arayalım