Korku Rahatsızlıkları ve Korku Bozuklukları Nedir? (Anksiyete Bozuklukları)

Korkusu olmayan insan yoktur. Korku, bizleri hayat içerisinde daima korur. Caddeye çıktığımızda sağa ve sola bakarız, otomobil içerisinde emniyet kemerimizi takarız, dik bir yolda korkuluklara tutunuruz, akciğerlerimiz iltihaplandığında antibiyotik kullanırız, fırtınada evden dışarı çıkmayız veya geceleri evimizin kapısını kilitleriz. Hayatın tehlikeleri arasında korkunun bizlere rehberlik ettiğini biliriz.

Ancak bazı insanlarda korku üst seviyededir. Bu noktada, korku rahatsızlığı (anksiyete bozukluğu) ve bozukluğu söz konusu olur. Depresyonun yanı sıra, korku rahatsızları da en sık görülen psikolojik rahatsızlıklar arasında yer almaktadır.

En önemli korku tipleri şunlardır:

  • Agora fobiye bağlı/bağlı olmayan panik bozuklukları
  • Yaygın korku (anksiyete) bozuklukları
  • Sosyal korku (sosyal fobi) bozuklukları
  • Spesifik fobiler

Tedavi edilmeyen kaygı bozuklukları giderek daha bağımsız hale gelebilirler. "Korkmaktan korkma" (beklenti korkusu) noktasına ulaşıldığında ise, korkuyu tetikleyen ortamlardan ve durumlardan kaçılır ve kaçınılır. Sonuç olarak korku rahatsızlığı (anksiyete bozukluğu) olan kişiler, hayattan giderek daha fazla geri çekilirler. Korkuların ve korkularla birlikte ortaya çıkan vücut semptomlarının yanı sıra, kendi güçlerine inançları kaybolur ve korunmasız kaldıkları hissine kapılırlar. Danışanlar, ayrıca genellikle uykuya dalma ve kesintisiz bir uyku süreci yaşamakta güçlük yaşarlar. Hastalıklarının etkileri nedeniyle, hem aile hayatında hem de iş hayatında problemler yaşarlar. Alkol kullanarak "kendi kendini tedavi etme uğraşı" ise, korkuların yatıştırılmasını sadece kısa bir süre için sağlayabilir. Aynı zamanda, sadece kısa süreli kullanıma uygun olan benzodiazepin (Xanax vs.) benzeri sakinleştiricilerin uzun süreli kullanımı da hastalar için tehlikelidir.

Panik Bozukluğu (Panik Atak)

Panik bozukluğu bulunan kişiler, aşağıda belirtilenler gibi sürekli tekrarlayan ve şiddetli bedensel ve psikolojik semptomlarla birlikte baş gösteren ağır korku krizleri yaşarlar:

  • Nefes darlığı
  • Baş dönmesi
  • Kendini güvensiz hissetme, bayılmak üzere olduğunu hissetme, dizlerinin zayıfladığını ve gözlerinin karardığını hissetme
  • Kalp çarpıntısı ve düzensiz nabız
  • Titreme veya sarsılma
  • Terleme
  • Boğulma hissi, boynunun daraldığını hissetme
  • Mide bulantısı, karın ağrıları
  • Yabancılaşma duyguları (gerçek olmayan duygular, orada olmama duyguları)
  • Sıcak basması veya soğuk titremeleri
  • Göğüste ağrı, baskı veya daralma
  • Ölmekten korkma
  • Kontrolünü kaybetme korkusu
  • Delirme korkusu
  • Uyuşma veya sabırsızlanma hissi

Bu krizler, birkaç dakika ve şiddetli durumlarda ise daha uzun sürebilir. Ancak panik ataklar, çoğunlukla 30 dakikadan uzun sürmezler. Bu atakların meydana geliş sıklıkları, günde birkaç defadan ayda birkaç defaya kadar değişebilmektedir. Danışanlar bazen bir sonraki atağın korkusu içerisinde yaşarlar. Hastanelerin acil servislerine gitmeleri hiç de nadir karşılaşılan bir durum değildir. Danışanlar mevcut olan bu durumun, örneğin bir kalp krizi gibi yaşamlarını tehdit edecek bir rahatsızlığa neden olmasından korktukları için sürekli bir hekimden diğerine giderler.

Panik ataklar, (örneğin televizyonun karşısında huzur içerisinde otururken) ansızın ve birden bire ortaya çıkabilmektedir. Ancak, bazı durumlar da panik atakların tetiklenmesine neden olabilmektedir. Panik bozukluğu rahatsızlıklarının yaklaşık olarak üçte ikisi, agora fobiyle (alan korkusu) bağlantılıdır. Panik bozukluğu olan kişiler, belirli durumlardan veya ortamlardan korkarlar ve kaçınır veya kaçarlar. Örneğin, doktora ulaşmanın zor olabileceği yerler veya gerektiğinde, yetirince hızlı bir şekilde içerisinden çıkılamayacak veya panik atak nedeniyle başkalarının yardımına ihtiyaç duyularak, utanılacak bir duruma düşme korkusuna neden olabilecek durumlardan kaçınırlar. Genellikleşu ortamlardan ve davranışlardan kaçınmaktadırlar; 

  • Kalabalık insan toplulukları
  • Halka açık alanlar
  • Evden uzak mesafelere seyahat etme
  • Tek başına yalnız seyahat etmek
  • Sıra beklemek
  • Asansör, otobüs veya otomobilde bulunmak
  • Uçakla uçmak

Ağır vakalarda kişiler, alıştıkları güven ortamlarından çok zor uzaklaşabilirler. Bu nedenle eve bağlı yaşadıkları gözlemlenebilir.

Panik bozukluğu, kadınlarda erkeklerden iki kat daha fazla görülmektedir. Nüfusun yaklaşık ikisi ile üçü arasındaki bir bölümü, korku bozukluğundan muzdariptir. Hastaların büyük bir çoğunluğunda semptomlar, 20 ila 30 yaş arasında gelişir ve daha ileri yaşlarda da devam edebilirler.

Yaygın Korku Bozukluğu (Yaygın Anksiyete Bozukluğu)

Yaygın korku bozukluğunun en belirgin semptomu, yaşamın birçok farklı alanlarını kapsayan ve belirli durumlarla sınırlı olmayan kalıcı endişe ve korkulardır. Korku, nedensiz bir şekilde ortaya çıkabilmektedir. Kişiler, genellikle yakınlarının bir araba kazaları geçirmeleri veya hastalığa yakalanmaları gibi gerçek tehlikeler için endişe gösterirler ve bu korkuyu, gerçekçi görünmeyecek kadar abartırlar. Danışanlarda içsel bir huzursuzluk, gerginlik ve asabiyet gözlenir ve genellikle uyku bozukluğundan şikâyetçidirler. En belirgin özellikleri ise, yaklaşan bir felaket hissi taşımalarıdır. Korku semptomları, panik bozukluğundan farklı olarak, aynı anda ve birdenbire bir korku krizi şeklinde meydana gelmez, aksine aşağıda belirtilen bu semptomlar, tek tek ve gün içerisine yayılmış bir şekilde ortaya çıkarlar:

  • Kalp çarpıntıları
  • Titreme
  • Huzursuzluk
  • Titreme
  • Ellerin soğuk ve nemli olması
  • Ağız kuruluğu
  • Bulantı
  • Boğazda "şişlik hissi"
  • Sırt adalelerinde gerginlik

Bu endişeler, hastaların birçok şeyi yapmaktan kaçmalarına ve kaçınmalarına (örneğin; seyahat gibi) faaliyetlerini ertelemelerine neden olur.

Yaygın korku bozukluğu kadınlarda daha sık görülür. Nüfusun yaklaşık olarak dördü ile altısı arasındaki bir bölümü korku rahatsızlığına sahiptir. 

Sosyal Korku (Anksiyete) Bozukluğu (Sosyal Fobi)

Sosyal fobi, bir tür aşırı utangaçlık şeklidir. Sosyal fobisi olan insanlar, diğer insanların kendilerine eleştirel gözle baktıklarını veya gözlemlediklerini düşündükleri için, aşağıda belirtilen durumlarda bulunmaktan korkarlar;

  • Topluluk içerisinde konuşma yapmak, başkalarının önünde şiir okumak veya şarkı söylemek gibi, tüm bakışların kendisinin üzerine çevrildiği durumlar
  • Ders sırasında bir şeyleri bildirmek veya tahtaya kalkıp bir şeyler yazmak,
  • Sınava girmek
  • Resmî makamın huzuruna çıkmak veya doktora gitmek
  • Yönetici veya yetkili kişilerle görüşmek
  • Bir tartışmada diğerlerine üstün gelmek
  • Restoranda yemek yemek
  • Başka insanların yanında telefonla görüşmek
  • Yabancı bir kişiyle konuşmak
  • Buluşmaya gitmek
  • Bir kadınla veya erkekle tanışmak

Sosyal fobisi olan insanlar, bu nedenle bu tip durumlardan kaçarlar ve kaçınırlar. Böyle bir durumla mutlaka karşılaşmaları gerektiğinde ise, kızarma ve titreme semptomları sergilerler, kusmaktan veya tuvalete gitme ihtiyacı duymaktan korkarlar.

Nüfusun yaklaşık olarak yüzde yedisi, sosyal fobi rahatsızlığından muzdariptir. Korku bozukluğu, genellikle çocukluk veya gençlik döneminde başlar. En kötüsü ise, 20 ile 35 yaş arasındaki sosyal korkulardır.

Spesifik Fobiler

Spesifik fobilerde korku, genel olarak zararsız veya tehlikesiz olan belirli objeler veya durumlardan kaynaklanır. Bunların arasında köpekler, kediler, fareler, eşekarısı ve örümcekler gibi hayvanlardan korkma, yükseklik fobisi, kan görme ve yaralanma fobileri (iğne korkusu) sayılabilir. Bu gibi durumlarla veya objelerle karşılaşma düşüncesi bile, kişilerin hafifçe rahatsız olmaktan panik içerisinde korkuya kapılmalarına kadar değişen bir şiddet aralığında korkmalarına neden olmaktadır. Diğer insanların aynı durumu hiç umursamamaları, spesifik hobisi olan kişilerin korkularını hafifletmez. Hastalar, genel olarak aşırı tepki verdiklerini bilirler ve bundan utanırlar.

Kadınlar, fobilerden erkeklerden daha çok etkilenmektedirler. Hayvan fobisi olan hastaların yüzde 75’i ile yüzde 90'ı arasındaki bir bölümünü ve kan görme veya yaralanma fobisi olan hastaların yüzde 55’i ile 70'i arasındaki büyük bir bölümünü kadınlar oluşturmaktadır.

Yaşlılıkta Ortaya Çıkan Korku (Anksiyete) Bozuklukları

Yaşlılık, özellikle düşme veya hırsızlık gibi korkutucu olayların kurbanı olmak, hastalık seviyesinde düşme korkusu gibi korkuların (yaygın korku bozukluğu) oluşmalarına neden olmaktadır. Bu durum da, hastaların karanlıktan veya olumsuz hava koşullarından korkmalarına yol açmakta, sosyal ilişkilerini sürdürebilmelerini ve en kötü durumlarda ise, ikâmet ettikleri dairelerden dışarı çıkabilmelerini engellemektedir. Sonuç olarak, çoğu zaman korkuya eşlik eden bir geri çekilme ve kendini toplumdan izole etme eğilimi, yetersiz beslenmeye ve hareket eksikliğine ek olarak fiziki ve bedensel rahatsızlıklarda da yol açabilmektedir.

Korku Rahatsızlıkları – Korku, Ne Zaman Bir Hastalığa Dönüşür?

Normal korkular nerede biter? Hastalık seviyesindeki korkular nerede başlar?

Herkesin belirli seviyelerde korkuları vardır. Her asansördeyken sabırsızlanma hissi yaşayan, örümceklerden iğrenen veya topluluk önünde konuşma yapmaktan korkan kişinin, bu nedenle mutlaka tedavi edilmesi gereken bir korku bozukluğuna sahip olduğu söylenemez.

Bununla birlikte, aşağıdaki sorulardan en az birine veya birkaçına "evet" cevabını verdiyseniz, bir Hekimin veya Psikoterapistin yardımıyla tedavi olmanız faydalı olacaktır; 

  • Günün yüzde 80'lik bir bölümünde korkularımı düşünüyorum.
  • Korkular, yaşam kalitemi önemli bir ölçüde kısıtlıyor.
  • Korkularım nedeniyle hareket özgürlüğüm oldukça kısıtlı.
  • Korkularım nedeniyle giderek daha depresif bir insana dönüşüyorum.
  • Korkularım nedeniyle intihar etmeyi bile düşündüğüm oldu.
  • Korkularımla, alkol ve sakinleştiriciler veya uyuşturucuların yardımıyla mücadele ediyorum.
  • Korkularım nedeniyle, hayat arkadaşımı kaybetmek üzereyim.
  • Korkularım nedeniyle, işyerinde sorunlar yaşıyorum/işsiz kaldım.

Korku Rahatsızlıklarının Nedenleri

Korku rahatsızlıklarının oluşmasına ilişkin çeşitli teoriler mevcuttur. Korkuların tamamının doğal bir dayanağı vardır. Spesifik fobiler, geçmişte insanın kaçınarak varlığını sürdürmesinde önemli rol oynayan vahşi kediler, kurtlar, yılanlar ve zehirli örümcekler gibi insanlığın en eski korkularına dayanırlar. Geçmişte tehlikeli hayvanlardan veya doğanın güçlerinden korkmayan insanlar, günümüze genlerini aktaramamışlardır. Oysa dikkatli ve ihtiyatlı olanlar, korkularını gelecek nesillere miras olarak aktarabilmiştir. Kedi fobisinin ardında, kılıç dişli kaplan korkusu yatmaktadır.

Korkunun neden olduğu fiziksel ve bedensel tepkiler ise, aslında vücudu tehlikeli bir durumla karşılaştığında savaşmaya veya kaçmaya hazırlayan doğal süreçlerdir. Kalp atışlarının hızlanması, kaslardaki kan dolaşımını, hızlı soluk alıp verme ise, kandaki oksijen içeriğini arttırmak içindir. Bu sebeple, kalp çarpıntıları, adalelerdeki kan akışını hızlandırmak, nefes alıp vermedeki hızlanma ise, kandaki oksijen seviyesini arttırmak içindir. Korku bozukluğu durumunda, savaşma veya kaçma tepkisinin tetiklenmesinin gerçek bir nedeni yoktur ve gereksizdir.

Korkunun hastada aşırı şekilde etki edip etmeyeceği, kalıtsal, nörobiyolojik ve psikolojik faktörlerin ortak işleyişi tarafından belirlenir.

Psikolojik Faktörler

Korku bozukluklarının oluşmasında çeşitli psikolojik faktörler rol oynamaktadır. Travmatik çocukluk deneyimleri, (örneğin; fiziksel veya ruhsal şiddet, cinsel istismar gibi) ve uzun süreli stres dolu dönemler, korku bozukluğunun oluşması bakımından önemli risk faktörleri olarak kabul edilmektedirler.

Öğrenme teorisine göre, olumsuz öğrenme deneyimleri korkuların oluşturulmalarına ve yaşamın ileri dönemlerinde de sürdürülmelerine neden olmaktadır. Hastalar korkularının asılsız ve nedensiz olduğunu tecrübe ederek pozitif öğrenme deneyimi edinme fırsatını yakalarlar.

Psikodinamik teorilerde, hastalık seviyesindeki korkuların oluşmasına yönelik farklı açıklamalar bulunmaktadır. Bu hipotezlerin bazılarına göre, korkular baskı altına alınmış cinsel ve agresif dürtüler yoluyla tetiklenmektedir. Çocukluktaki travmatik tecrübelerden veya belirli eğitim tarzlarından kaynaklanan intrapsişik çatışmaların bunlara neden olduğu düşünülmektedir.

Korku Bozukluğunun Terapisi ve Benzer Şekilde Tedavisi

Korku bozukluğu (anksiyete bozukluğu) olan hastalar, genel olarak yıllarca bu rahatsızlığa maruz kaldıktan sonra, psikoterapistten yardım almaya giderler. Oysa bu rahatsızlık ne kadar erken tedavi edilirse, iyileşme şansı da o kadar yüksektir.

Son yıllarda korku bozukluklarının tedavisinde önemli ilerlemeler sağlanmıştır. BDT terapisinde ve ilaç terapisinde ,(SSRI, SNRI, pregabalin ve diğer ilaçlar) özellikle Bilişsel Davraışçı terapisi ve ilaç kombinasyonunda, etkin başarılar sağlanmıştır. Danışan kişinin motivasyonu ve rahatsızlığı hakkındaki bilgileri tam ve kapsamlı bir şekilde psikoterapistine aktarması, başarı vaat eden tedavinin belirlenmesi bakımından belirleyicidir. Hastanın, söz konusu şikâyetlerinin korkunun bir dışavurum şekli olduğunu ve rahatsızlığının da bunla ilişkili olduğunu öğrenmesi önemlidir.

Kendi Kendine, Neler Yapabilirsin?

En önemli kural, korkuya neden olan durumlardan asla kaçınılmamasıdır. Agorafobisi olan bir kişinin asansörün önünden “kaçıp” ve bunun yerine merdivenleri kullanması, bir süpermarkette alışveriş yapmaktan kaçınıp bunun yerine pahalı bir küçük dükkândan alışveriş yapması veya otobüsle seyahat etmekten korktuğu için taksiye binmesi kaçınma davranışlarına örnek olarak gösterilebilir. Dolayısıyla, bu korkuları tetikleyen faktörlere ne kadar sık ve fazla maruz kalınırsa, bu korku da zamanla o kadar hızlı bir şekilde yok edilebilir. Yıllarca bu gibi durumlarla karşılaşmaktan kaçtıktan ve kaçındıktan sonra, bunları yaşamak, elbette büyük bir çaba gerektirecektir.

Yaygın bir korku bozukluğundan muzdaripseniz, seyahat etmek gibi etkinlik ve faaliyetlerden kaçmamalı, kaçınmamalı veya bunları ertelememelisiniz. Sosyal korkularınız varsa, yabancılarla konuşmayı, topluluk önünde konuşma yapmayı, karşınızdaki kişinin direkt olarak gözlerine bakmayı veya tartışmalara girmeyi denemeli, bu konularda sürekli alıştırmalar yaparak, tecrübe kazanmalısınız. Panik bozukluğu durumunda, panik atağın meydana gelişi sırasında korku semptomlarının herhangi bir bayılma, kalp krizi ve benzeri tehlikeli duruma yol açamayacağının tekrar tekrar hatırlanması önemlidir.

Psikoterapi

Korku rahatsızlıklarının tedavisine yönelik en başarılı ve etkili psikoterapi yöntemi, BDT (Bilişsel Davraışçı Terapi) psikoterapisidir. Bu yöntemde hasta, korkularına ilişkin düşünme süreçlerinin temelinde ne olduğunu veya bunları neyin güçlendirdiğini öğrenir. Kaçma ve kaçınma davranış şekilleri de, bu temelde düzeltilebilmektedir. Psikoterapiste danışan kişi, uyaran baskınına maruz bırakılır ve terapist eşliğinde, yoğun ve uzun süreli olarak korkuyu tetikleyen durumla yüzleşir. Psikoterapiste danışan kişi, öncelikle korkuyu belirgin bir şekilde tecrübe eder ancak ardından bu korkunun kendiliğinden azalarak kaybolduğunu fark eder. Bu gibi yüzleşme alıştırmaları, daima öncelikle kapsamlı olarak görüşülüp planlanır. Kişi, bu tip yoğun bir alıştırma yapmak isteyip istemediğine veya korkularını daha hafif bir şekilde tetikleyecek bir alıştırmayı tercih edip etmediğine karar verebilmektedir. Bu yöntemle, çok güçlü korkuları olan kişiler bile başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedirler.

Abdullah ÖZER

Sosyal Hizmet Uzmanı, Klinik Psikoloji Uzmanı, Aile Danışmanı

Ebru ÖZER

Uzman Psikolog, Klinik Felsefeci, Aile Danışmanı

KAPAT
ÖN KAYIT FORMU
Formu doldurun en kısa süre içerisinde biz sizi arayalım