Baba yarası…

(Baba ile çatışma)

Danışmanlık ve Psikoterapi hizmeti almak üzere bana gelen erkek danışanlarımın çözüm aradıkları problemler şu durumlardır. Örneğin;

  • Kimi danışan kendisini amirine doğru şekilde ifade etmekte her zaman zorluk yaşadığından şikâyet eder.
  • Bir diğeri mesleki açıdan kendisi için daha önceden öngördüğü her şeye ulaşmıştır ancak motivasyonunun giderek azalıp düştüğünden yakınır.
  • Başka biri ise görev ve yetkilerinin çok az bir kısmını devredebildiği için kendi görevlerinin üstesinden gelmekte zorluk yaşadığını dile getirir.
  • Kimisi ise yurtdışından yüksek kazançlı bir iş teklifi aldığını ve bu konuda haftalardır karar verememekten şikâyet eder.
  • Bir başkası ise kendisinden küçük bir konuşma yapması istendiğinde, topluluk önünde konuşamadığından şikâyetçidir.

Problemleri için danışmak üzere bana gelen danışanlarımın büyük çoğunluğu daha önceden iletişim, anlaşmazlıkları çözme stratejileri, güzel konuşma sanatı, zaman yönetimi gibi seminerlere katılmış ancak bu seminerlerden istedikleri faydayı sağlayamamış olurlar.

Danışmanlık oturumlarımda öncelikle danışanın biyografisindeki kişisel ve henüz üstesinden gelinmemiş anlaşmazlıkların nedenlerine odaklanmayı tercih ederim. Bu aşamada genellikle ya anlaşmazlıkların üstesinden gelme yeteneği ve özgüven eksikliği ya da kendi karar verme yeteneğine inanmama problemi karşımıza çıkar. Daha derine indiğimizde ise danışan kişiye babasıyla arasındaki ilişki doğrultusunda sorular yöneltirim. Bu soruya aldığım cevaplar her zaman beni tekrar tekrar doğrular.  Çoğu danışan, hali hazırda yıllardır aralarında hiçbir iletişim olmadığı veya görüşmelerin hızlı bir şekilde çatışmaya dönüşmesi sebebiyle babalarıyla iletişime geçmekten kaçındıklarını anlatırlar.

On beş yıllık danışmanlık hayatım boyunca bir erkeğin yaşamında oluşan  “baba yarasının”, mesleki ve özel hayatında ne gibi olumsuz etkilere neden olabildiğini gözlemledim. Bu olumsuz etkilerin en sık karşılaşılan sonuçları:

  • Bir erkeğin kendisini bir başkasının üzerindeki gücü, kontrolü ve baskısı üzerinden tanımlaması,
  • Bir erkeğin sürekli işyerindeki amiri, trafik kontrolündeki polislerle ya da ev sahibi gibi yetki sahibi olan birileriyle iletişimde sorunlar yaşaması ve daimi çatışma içerisinde olması,
  • Bir erkeğin elde etme ve kazanma odaklı bir hovarda (çapkın) ve kadın düşkününe dönüşmesi,
  • Bir erkeğin mantıklı sayılabilecek çok az neden olmasına rağmen uzun yıllardır birlikte olduğu kız arkadaşıyla evlenmekten korkması,
  • Bir erkeğin, oldukça başarılı olmasına rağmen, manevi dünyasında kendisini hala rahatsız eden bir boşluk hissetmesi… gibi ortaya çıkabilmektedir.

Peki o zaman, erkek olmak ne demektir?

 Benim tanımım oldukça sade ve basit:

  • Bir erkek olmak, bir kadınla eşit haklara sahip olmak demektir.
  • Etrafınıza şöyle bir baktığınızda, bunun ne zor bir şey olduğunu kolayca gözlemleyebilirsiniz;
  • Televizyonlarda talk-show programlarını izlerken dinlemeyi bilmeyen erkeklerin talk-show’a katılanlar arasından karşıt görüşteki kişilerin açıklamalarını dinlemediklerini görürüz. Karşıt görüşteki kişileri sadece “karşıt görüş” olarak kabul ederek olduğu gibi bırakmak yerine tam aksine karşıt görüşlü kişileri derhal yanlış, sapkın veya saçma diyerek aşağılamaya başlarlar.
  • Kendisini her talimata, düzenlemeye, kurala ve benzeri yönetmeliğe karşı çıkmak zorunda hisseden erkekler, bir başkasının dediğini veya istediğini yapmamak için- bu ister bir hız sınırlaması veya işletme kuralı olsun isterse hayat arkadaşının bir isteği veya arzusu olsun- hemen itiraz ederler.
  • Sadece o an erkeğinin isteğini yerine getirmeye hevesli olmadığı için bir kadını öldüren erkekler vardır.
  • Her tür sınırı faydalı ve dikkat edilmesi gereken bir bilgi olarak kabul etmek yerine, aşılması ve üstesinde gelinmesi gereken bir zorluk olarak değerlendiren erkekler “Hadi bakalım!” diyerek, bu sınırları aşmaya kalkışırlar.
  • Hemen her durumu bir yarışa döndüren erkekler, kendilerini daima daha iyi olduklarını kanıtlamak zorunda hissederler.
  • Eleştirildiklerinde derhal kendilerini eleştiren kişiye saldırmak zorunda hisseden erkekler, sonunda ya suçluluk duygusuyla süt dökmüş kediye dönerler ya da öç almaya çalışıp intikam yemini ederler.

Babası tarafından dikkate alınmayan, hak ettiği değer verilmeyen, sürekli eleştirilen veya aşağılanan veya fiziksel veya duygusal şiddete maruz kalan erkeklerin içine düştükleri durumu ve tarifi mümkün olmayan acı verici tecrübeyi “baba yarası” olarak tanımlıyorum.

Danışmanlık görüşmelerimde durumun uygun olduğunu hissettiğimde, erkekleri babalarıyla tekrardan iletişim kurmaları konusunda teşvik ederek onları cesaretlendiriyorum. Bu çabalarım karşısında bazen tecrübe ettiğim itirazlar oldukça ciddi ve üst seviyelerde olabiliyor. Bazı erkek danışanlarda görülebilen bu güçlü savunma düzeneklerini anlıyorum ve bu durumu kaybetmenin verdiği acının ve tekrardan yakınlaşma isteğinin bir göstergesi olarak kabul ediyorum. Bir erkeğin kendisinin de bir erkek olabilmesi için kendi babasıyla barışık olması gerektiğine inanıyorum.

 Bir insan, kendi babasıyla nasıl tekrardan iletişim kurabilir?

1.) Babanız hâlâ yaşıyor ve duygusal açıdan kendisine hala ulaşılabiliyorsa, kendisiyle direkt olarak görüşmenizi öneriyorum.

Babanızla yapacağınız görüşme çok zor bir durumdur ve muhtemelen buna kapsamlı bir şekilde hazır olmanızı gerektirecektir. Uyumsuzluk ve anlaşmazlık görüşmelerinde ne kadar tecrübe sahibi olduğunuza bağlı olarak bu görüşme de sizin açınızdan o kadar kolay veya zor geçecektir.

Burada önemli olan babanıza söylemek istediklerinizi ve babanızın vereceği savunma tepkilerine karşı ne yapacağınızı daha önceden belirlemiş olmanızın gerektiğidir.

2.) Babanızın vefat etmiş olması ya da sağlık veya fiziksel engelleri nedeniyle bu tip bir görüşmenin faydasız olduğunu ve böyle bir yüz yüze görüşmenin sizin açınızdan çok büyük bir zorluk yaratacağını düşünüyorsanız geriye kalan tek yol, kendisine bir mektup yazmanızdır.

Bu mektupta yazacağınız her şey, “Ben, aslında bunları sana hep söylemek istedim.” cümlesinin ruhuna uygun olmalıdır.

Bu yazının hazırlanması konusunda rahat olmanızı öneriyorum. Mektubun tamamlanması birkaç gün veya birkaç hafta sürebilir. Ne zaman aklınıza kendisine söylemek istediğiniz bir şeyler gelirse bunları bir kenara not alın ve mektubunuza ekleyin. Önemli olan mektubunuzda kendi duygularınıza yer vermenizdir. (Örneğin: Bunu söylemek şimdi bana çok zor geliyor fakat …, Şu an üzmekten korkuyorum ancak gibi…).

Mektubu tamamladığınızda mektubu nasıl göndermek istediğinize karar vermelisiniz.  Bu mektubu şahsen götürüp babanıza elden teslim etmek istemiyorsanız (veya bunu yapmanız mümkün değilse) mektubu en azından posta yoluyla kendisine gönderin. Bu mektubu, sadece çekmecede saklamak ve tutmakla yetinmeyip sizin açınızdan uygun bir yöntemle gerçek sahibine ulaştırılmasını sağlayın. Danışanlarımın birçoğu bu yöntemin oldukça etkili olduğunu ve büyük bir rahatlama sağladığını bildirdiler. Baba profiliyle barışık olmanız, kendi iç dünyanızın dinginleşmesini ve huzur bulmanızı sağlayacaktır. Ayrıca, bastırılmış öfke duygularınızı, hayal kırıklıklarınızı, özlemlerinizi ve sevginizi, açıkça ifade edebilmenizi sağlayacaktır.

Kendi babalarıyla barışık olmaları ve uzlaşmaları konusunda danışmanlık çalışması yaptığım erkeklerin büyük çoğunluğu,  bu konuya hiç değinmemek için gerçekten oldukça ciddi ve anormal seviyelerde tepki gösterdiler. Burada, bu itiraz ve karşı çıkışların en önemlilerini ve bunların üstesinden nasıl gelindiğini anlatmak istiyorum;

- “Bunların hepsi çok uzun zaman önceydi. Babam, bugün artık yaşlı bir adam (ya da çoktan vefat etti). Bugün babamın ne şekilde ve nasıl benim hayatım üzerinde hâlâ bir etkisi olabilir ki?”.

İç dünyamızda bulunan ve henüz çözümlenmemiş durumdaki çatışmalar, zaman içerisinde kaybolup gitmezler. Bunlar, bilinçdışı dünyamızı etkilemeye devam ederler. Bilinçdışımız sürekli bu anlaşmazlıkları ve uyumsuzlukları somutlaştırarak yerine koyacakları yeni profiller (onu temsil eden) arar ve de bu profilleri daima bulurlar.

Danışan kişinin önüne boş bir sandalye konulup, hayal dünyasında bu sandalyeye babasını oturtmasını istendiğinde iç dünyasındaki eski yaşam deneyimlerinin hâlâ canlı ve diri oldukları net bir şekilde hissedilmekte ve görülmektedir. Sadece tek başına bu hayali uygulama bile danışan kişinin bedensel tepkilerinin ve duygu durumunun değişmesine neden olmakta ve “baba profilinin” bir erkek için ne kadar etkili olduğunu somut olarak göstermektedir.

- “Babam bize çok kötü şeyler yaptı (örneğin; alkolikti, tanınmış bir hovardaydı, bizi döverdi, bizleri mağdur duruma düşürürdü vb). Onu asla affedemem ve asla affetmeyeceğim.”

Çekilen acıların ve bunlarla ilişkili olarak hissedilen öfke, utanç ve üzüntü gibi duyguların baskı ve kontrol altına alınmaması çok önemlidir. Bu, sorunlarla başa çıkmanın ve bunların üstesinden gelme sürecinin ilk adımıdır. Benzer şekilde, babadan intikam alma, olanların acısını çıkartma veya babayı küçümseme isteklerini de gayet iyi anlayabiliyorum.

Ancak, intikam hislerine kapılmanın ölümcül sonuçlara neden olabileceğini düşünüyorum. Çünkü intikam duygusu bizi faile bağlar ve birer kurbana dönüştürür. Ancak, babaların kendi “hatalarını” görme, bunları kabul etme ve bunlar için özür dileme iç görüsüne ve olgunluğuna sahip olması çok ender karşılaşılan bir durumdur. Böyle bir durumda, kendilerini genellikle hemen saldırıya uğramış hissederler ve söylenenleri inkâr ettiklerine şahit olabilirsiniz.  (Genellikle “Tüm bunları kendi kafanda kurgulamışsın” derler veya olayları gerçeklerle ilişkilendirmeye çalışırlar –örneğin; “O dönemler, zor zamanlardı”-  veya suçluluk duygularını maskelemeye çalışırlar – örneğin;  “Senin olayların üstesinden gelmeyi farklı bir şekilde nasıl başardığını görmek isterdim.” gibi).

- “Küçüklüğümden bu yana her şeyin üstesinden gelmeyi babam olmadan başardım. Bu benim küçük yaşta güçlü ve bağımsız olmamı sağladı.”

Babasız büyüyen erkeklerin büyük birçoğu, buna rağmen başarılı ve güçlü olmalarını bir erdem ve meziyet olarak görürler. Ancak telafi edilmesi gereken her olgu gibi bunun da bir bedeli vardır. Bazı şeylerin sadece bir baba tarafından oğluna aktarabileceğine inanıyorum. En önemlisi de bir babanın en büyük görevi oğluna öncelikle bir erkek olmanın ne demek olduğunu göstererek ona rol modeli olmasıdır. Bir babanın bu görevini ihmal etmesi veya yerine getirememiş olması, oğlunun tüm hayatı boyunca bir şeyleri ispat etmek için kendini zorlamasına ve baskı altında yaşamasına neden olmaktadır.

Babaları tarafından takdir edilme ve beğenilme ihtiyacı karşılanmayan kişiler, muhtemelen başkalarına güç uygulayarak, yetkili insanlarla tartışarak, hızlı araba kullanarak, para biriktirerek veya şaşırtıcı düzeyde gösterişli sevgililerin kollarında yaşayarak bu ihtiyaçlarını gidermek isterler. Tüm bunları başarsalar bile, asıl ihtiyaç duydukları takdir edilme ve beğenilme arzusunun sadece geçici olarak bastırmaktadır. Erkeklerin büyük bir çoğunluğu, bilinçdışı dünyalarında kendi babalarından hiç duymadıkları “Sen, benim oğlumsun ve seninle çok gurur duyuyorum!” gibi cümleleri dile getirmesi veya kendilerine ilgi göstermesi için bir şeyleri veya birilerini ararlar.

 Babayla barışmak ve uzlaşmak neden bu kadar önemlidir?

Günümüz “medeni kültürlerinde” gençlikten erkek olmaya geçişte uygulanan neredeyse hiçbir ritüel kalmadı.

Doğal hayat yaşayan “ilkel” halklarda, bu ritüeller hâlâ devam ettirilmektedir. Örneğin; belirli bir yaşa gelen genç erkek, gece evinde yalnız bırakılır ya da beklenmedik bir şekilde eve baskın yapılır veya genç erkek, karanlıkta ormana götürülür ve orada fark ettirmeden hazırlanan düzenekler yardımıyla korkutularak kendilerinden cesaret örnekleri sergilemeleri beklenir. Psikolojik olarak bu ritüellerin altında yatan mantık,  genç bireyin artık yetişkin erkeklerin arasına kabul edilmesidir. Bunun için, genç erkeklerin annelerinden ayrılması ve kendi güçlerini diğer yetişkin erkeklere ispat etmeleri gerekir.

Kendi toplumsal kültürümüzde, gençlik döneminden yetişkin bir erkek olmaya geçiş ritüeli olarak askerlik hizmeti uygulanmaktadır. Fakat günümüzde artık paralı askerlikten yararlanılarak, bu görevden de sadece bir ödeme yaparak ve hiç askere gitmek zorunda kalmadan kolayca kurtulmakta mümkündür (sözlerimi ordu ve askeri sempatizanı olarak algılamayın, sadece erkekliğe geçiş ritüellerinin artık günümüzde örneklerine rastlanmadığını ifade etmek istedim).

Bugün tehlikeli derecede süratli araba kullanan veya farklı macera tecrübeleri yaşayan gençleri gördüğümde yetişkin erkekliğe geçmiş olduklarını ispat etme arzusu içerisinde olduklarını düşünüyorum.

Eğer bir şeyi şiddetle reddediyorsanız, bu reddediş ondan kurtulduğunuz anlamına gelmez aksine buna bağlı olduğunuzu gösterir. Babasını reddeden veya uzun yıllar boyunca ondan nefret eden bir kişi, aslında içten içe hâlâ ona bağlıdır.  Sadece belirli bir yaşa ulaşmış olmayı değil, aynı zamanda gerçekten yetişkin bir insan olmayı isteyen biri açısından kendi iç dünyasındaki uyuşmazlık ve anlaşmazlıklara uzlaşarak huzura ulaşması çok önemlidir. Ancak, babanın “çok iyi” ve her konuda anlayışlı olması durumunda bu süreç biraz daha zorlu olacaktır.  Böyle bir durumda babanızla aranızdaki bağlarınızı koparabilmeniz için, babanızın anlayış sınırına ulaştığınızı fark edene kadar bağlarınızı koparmaya yönelik denemelerin yoğunluğunu arttırmanız gerekecektir. Ancak ardından bağlarınızı koparacak ve özgürlüğünüze kavuşacaksınız.

İnsan, kendi babasıyla barışık olmayı nasıl başarabilir?

Burada ele alınan konu, bu yazımın kapsamının ötesine geçerek çok daha derinlemesine incelenebilir. Fakat yine de konunun uzanabileceği doğrultuyu burada belirtmek istiyorum:

1) Lütfen çok yavaş ve emin adımlarla, babanıza karşı anlayış ve empati geliştirmeye çalışın.

Babalar (başka insanlar için de geçerli olduğu gibi), mevcut imkanları çerçevesinde daima ellerinden gelenin “en iyisini” yaparlar. Sürekli içki içip sarhoş olan ve çocuklarına şiddet uygulayan bir baba, çocuk için elbette karşı konulması mümkün olmayan kalpsiz biri olarak görülür. Günümüz bakış açısına göre babanın da belirli durumlarda tamamen çaresiz olduğu veya yaptıklarının yanlış olduğunu fark edebilecek ve hatalarını kabul edebilecek yeterli olgunlukta olmadığı sonucuna varılabilir. Ayrıca sergilediği davranışlar nedeniyle ailesinin yıkılmasına neden olduğu düşünülebilir.

Tüm bunlar çocuklar açısından çok kötü ve travmatik olaylardır. Babalar da aslında gayet normal insanlardır ve daha küçük bir çocukken gözümüze göründükleri veya olduklarını zannettiğimiz gibi hiç de öyle ışıklar içerisindeki her şeyi yapabilen yüce varlıklar değildir. Bu gerçeği kabullenmek ve buna rağmen babayla olan içsel bağlantıyı sürdürerek gerçek bir yetişkin erkek olmak için aranızda bulunması gereken mesafeyi korumak, gerçek bir yetişkin erkek olmayı sağlayacaktır (Ayrıca erkeği, kadınların koruması altındaki gençlik “ergenlik”  döneminde sıkışıp kalmaktan kurtaracaktır).

2) Babanız da bir zamanlar sizin gibi bir gençti ve büyük ölçüde kendi babasıyla yaşadığı tecrübelerden etkilendi.

İşin aslı, babalarımızın babaları çocuk yetiştirme konusuyla fazla ilgilenmemişler. İnsan genellikle sadece kendi yaşadıklarını ve tecrübe ettiklerini çocuklarına aktarabilmektedir.

3) Geçmişte her nasıl biri olursa olsun ve her ne yapmış olursa olsun babanız sizden saygı görmeyi hak ediyor; çünkü siz onun çocuğusunuz.

Bu düşüncelerimi danışmanlık oturumlarımda dile getirdiğimde, neredeyse her zaman şiddetli itirazları ve sona ermek bilmeyen karşı çıkışları dinlemek zorunda kalıyorum.

Fakat burada asıl amacım, asla babanın yaptığı hatayı, zararsız ve tehlikesizmiş gibi gösterme çabası değildir. Benim için önemli olan karşımda oturan kişi ve kendisinde eksikliğini hissettiğini fark ettiğim şeydir; Babasıyla yaşadığı anlaşamama durumu.

 Babanızla barış ve uzlaşmanın yakın bir zamanda sağlanabileceğine dair tek bir emare bile yok, hatta tam aksine aranızda görünürde sadece açık ve net bir uzlaşmazlık bulunmakta. Peki, babanız hak ettiği saygıyı ne zaman görecek? Niçin kendisine saygı gösterilmesi gerekiyor?  Cevap çok basit: O olmasaydı, siz de burada olamazdınız. Nokta.

Bunun zor bir konu olduğunu biliyorum. Ancak siyaset dünyasındaki erkeklerin ve günlük yaşamdaki birçok erkeğin neler yaptıklarını duyduğumda şaşkınlığa düşüyorum. Biz erkeklere, horozlanma ve hır gür yerine daha fazla özgüven veya doğal otorite diliyorum. Çünkü çok yakında en geç kırk yaşını aşan her erkek, krizde olacak. Bir şeylerin yerli yerine tam oturmadığını veya birbirleriyle uyuşmadıklarını fark ettiğinde, kendisine yanlış hedefleri rol model olarak aldığını veya kendi hayat takvimi üzerindeki günleri doldurup işaretlemenin kendi hayatını yaşamış olduğu anlamına gelmediğini fark edecektir.

Yaşamın orta noktasında, hangi yola yöneleceğimiz sorusuyla karşılaşırız. Her şeyin tekrardan mümkün olacağına inanan “eski tip bir çılgına” göre, en iyi seçim bir motosiklet satın alıp, yeni ufukları keşfetmektir. Farklılıklara karşı empati, sabır ve hoşgörü gösterme eğilimde olduğu için “bilge bir kişiye” göre doğru seçim ise her şeyi oluruna bırakmaktır.

Babanızla tekrardan iletişim kurma cesaretine sahip olmanızı iyi bir başlangıç olarak görüyorum.

İçinizdeki huzura ancak bağışlayarak ulaşabilirsiniz.

Aralık/2018 * İzmir/Türkiye

Abdullah ÖZER

(Sosyal Hizmet Uzmanı, Aile Danışmanı, Psikoterapist ve "European Psychotherapy Training Institute" Başkanı”)

KAPAT
ÖN KAYIT FORMU
Formu doldurun en kısa süre içerisinde biz sizi arayalım