Gestalt Terapi nedir? Geştalt Terapi nedir?

FARKINDALIK Yardımıyla Kişisel Değişim Sanatı

Farkındalık nedir?

"Farkındalık, insanın kendi iç dünyasında nelerin ortaya çıkmakta olduğuna, neler yaptığına, neler hissettiğine veya neler tasarladığına ilişkin özgür bir sezgidir. Bu, bir temel yapı taşıdır ve kapsamlı bir bütünlüktür. Farkındalık olmadan, seçim imkanlarına ilişkin bilgi sahibi olmak, mümkün değildir" (Perls, 1976; Perls ve ekibi, 1979).

Gestalt terapisinde "sağlıklı" veya "hasta" sınıflandırması söz konusu değildir, burada söz konusu olan insanoğlunun kendi kendini tedavi edebilme güçlerinin desteklenmesidir. Gestalt terapisi -Psikanalizden farklı olarak- konuyu patolojileştirmez ve klasik davranış terapisinde olduğu gibi, belirli semptomlara bağlamaz. Gestalt terapisinde, mantıklı ve aynı zamanda kişisel gelişimi odak noktası alan gerekli karşı vurgular, ortaya konmaktadır.

Ancak kişilik olgunlaşma için gereken süreç içerisinde nasıl farklı gelişebilmektedir?

Bunu, daha iyi bir soru haline getirelim:

Bir terapi uygulaması, kişisel gelişime ve olgunlaşmaya nasıl ve ne gibi bir katkı sağlayabilir?

Her şeyden önce bu, algılama "Farkındalık" yoluyla, bir başka deyişle "Farkındalık yardımıyla" gerçekleşmektedir. Hastalarıyla irtibatında terapistin farkındalığı, ruhsal ve kişisel gelişim için gerekli olan Entegrasyon ve Değişime yönelik prosesi, tam olarak başlatmaktadır.

Her kim şu anda tam olarak hazır bulunabiliyorsa onun için her şey mevcuttur ve her şey oradadır. Terapistin hastalarıyla irtibatında, kendi Burada ve Şimdi farkındalığını kullanıma açması dışında, başka hiçbir şeyi "bilmesi" ve "yapması" gerekli değildir. Böylece, kendi kendini idrak ve bu sayede, dünyaya ilişkin farkındalık daha arınmış bir hale gelebilecektir.

Farkındalık, dilimizde "Farkında olma durumu" tabiri ile ifade edilmektedir. Gestalt terapisinde, farkındalık geliştirilmeli ve teşvik edilmelidir. Bu kavram şu şekilde tanımlanmalıdır:  "O anda kendi içimde, kendimle ilgili ve kendi etrafımdakilere ilişkin, burada ve şimdi meydana gelenlere karşı, daha dikkatli şekilde hazır ve uyanık olma durumu, söz konusudur. Bu gergin uyanıklığın karşısında, normal yaşantımızı sürdürdüğümüz uyanık olma durumu bozulur, azalır ve farkındalık kapasitesi kısıtlanır” (Rahm, 1986,Sayfa 164)

Farkındalık insanın kendi bütünlüğü içerisinde kendi kendisiyle ve diğer unsurlarla irtibat içerisinde bulunma tecrübesidir. Bu vücudun tüm kendi duyularıyla ve dış dünyadan aldığı duyumlarla uyanık temasıdır. Farkındalık dikkatlilik temeli üzerinde gelişen ve algılama eylemi ile gerçekliği şekillendiren ve değiştiren aktif bir prosestir. Algılama ne kadar doğru gelişirse kişinin uyanıklık ve farkındalık seviyesi ve iletişim düzeyi de o kadar yüksek ve net olur. Açık ve net bir farkındalık ancak sadece şu anda hazır bulunma halinde mümkündür ve duruma bağlı müdahale için şarttır.

Şimdi ve Burada - Anlayışı

Farkındalığın sadece içinde bulunulan an olan şimdi noktasında yansıtılabileceği ve gerçek olgular, davranışlar ve dış dünya tarafından desteklenebileceği için, Şimdi ve Burada – Prensibinin, farkındalık kavramından bağımsız olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.

Ancak, şimdi vurgulaması, elbette gestalt terapisinin geçmişi ve geleceğinin yadsınması anlamına gelmez. Terapi çalışmalarında kaynakları geçmişte olan ancak etkileri içinde bulunulan anda etkin olan açık gestaltlar tekrar tekrar görülmektedir. Örneğin, bir danışan geçmişte kalmış bir tecrübesini anımsadığında ve diyelim ki babası tarafından nasıl dövüldüğünü bildirdiğinde gergin bir davranış gösterir ve eğer bu olayı bilhassa geçmişteki bir tecrübe olarak ele alıyorsa, o takdirde, kendi içerisinde şu anda bundan sadece çok küçük bir parça bulunur. Ancak eğer kendisinde gergin bir davranış hali gözleniyorsa, o takdirde, geçmişteki tecrübesi önemli düzeyde şiddetli olabilir. Ancak, daha sonra, bu kendi pasif gerginliliğinin canlı bir gerilime dönüşüyorsa, o takdirde, gerilimin nedenini  içinde barındıran bu hikayeyi, muhtemelen öfkeyle bildirmiş olabilir. Gerilim, ya sözlü olarak, ya da ağlama, bağırma, vurma, küfretme ve diğer şiddetli davranış şekilleriyle kendini dışa vurarak, şu ana taşınır. Daha önceden bastırılmış ve geçmişte kapatılmış olanlar, şimdi hali hazırda mevcut uyarımlar ve duyusal gerçekler vasıtasıyla, yeniden doğmuştur. Proses uyarılmaya bağlı yükleri boşaltılana kadar -artık sadece şu anda mümkün olduğu üzere- insanları, geçip gitmiş ölü geçmişin şiddetini yaşamaktan, tanı, güçlendirme ve konsantrasyon ile kurtarmaktır (POLSTER, 2003, 21f.)

Gestalt terapisinde geçmiş ve geleceğin anlamı bu şekilde dikkate alınır. Bunlar açık ve net olarak konuşularak, yerlerini şimdiki zamanda edinilen tecrübe ve yaşanmışlıklara bırakacaktır. Aşağıdaki örnek, ”Şimdi ve Burada” prensibine bağlı kalmayı, bir hastanın nasıl durdurabileceğini göstermektedir (Diyalog, bakınız RAHM, 1986, 170):

D: (geçmişte bir tanıdığıyla yaptığı bir tartışmayı anlatmaktadır).
T: „Bunun, henüz olduğunu varsayın. Bundan, şimdiki zamanda söz edin! ...
O an neredeydiniz?“
D: „Onun mutfağında.“
T: „O ortamın nasıl göründüğünü tarif edin.“
D: (kısaca tarif eder ve devam eder:) „Patatesleri soymak için o da orada yanımdaydı.“
T: „Demek, o sırada o patates soyuyordu.“
D: „Evet ve ben kendimi gereksiz hissettim.“
(* D: Danışan, T: Terapist)

Geştalt Terapisinde Farkındalığın Önemi:

Fritz Perls’e göre kendi durumlarının ve çevrelerinin tam olarak farkına varma ve algılama insanlar için genellikle zordur. Kendilerine rahatsızlık veren düşünce, duygu ve dürtüleri önlemek için farkındalık durumundan kaçarlar. Böylece kendi farkındalıklarını engellerler. Bilinçli olarak her şeyi algıladığımızda bizi zorunlu olarak yönlendirecek olan rahatsızlık veren duygu, düşünce veya dürtüleri savuşturmak için ne olduğunun farkına varmak yerine, kendimizi aldatır ve başkalarına ve kendimize ustalıkla hile yaparız. Bu durumla baş edebilme konusundaki yeteneklerimiz ne kadar az ise veya bu durum bize ne kadar çok sıkıntı veriyorsa bizim de farkındalık halinden mutlak suretle kaçma eğilimimiz o kadar büyük olur (Perls 1995a, 148). Farkındalığa ulaşmak, aynı zamanda kendini kabul etmek ve kendi imkanlarımız çerçevesinde bir şeyleri değiştirmek üzere bunun için gereken şartları başarmak anlamına gelmektedir. Arka plandaki bu sebepten ötürü terapide danışanlarındaki farkındalığı harekete geçiren davranışları teşvik etmek Perls için önemli olmuştur. Perls, hastalarında farkındalığın oluşturulmasına ilişkin pratik uygulamalarda oldukça yaratıcı olmasına rağmen bu konuda hiçbir zaman bir tanımlama yapmamış, sadece dolaylı anlatımlarda bulunmuştur:

"Farkındalık, insanın kendi iç dünyasında nelerin ortaya çıkmakta olduğuna, - ne hissettiğine, ne yaptığına veya ne tasarladığına- ilişkin özgür bir sezgidir" (Perls ve ekibi. 1996, 85).

Bu durum, Staemmler ve Bock’un (1998), Perls’in dağınık yorum ve düşünlerini ve ihmal ettiği konuları bütünleyen bir tanımlamayı, formüle etmelerine neden olmuştur. Farkındalığı “Bir insanın şu anda kendi organizması-çevresi-sahasındaki imgelere ilişkin bütünsel ve öznel farkındalık tecrübesi” olarak tanımlamaktadırlar (Staemmler ve Bock 1998, 45).

Tam olarak aynı Perls gibi farkındalığın eksikliğinin ruhsal kendiliğinden tedavi edilebilir olduğu kanısına varmış ve farkındalık eksikliğinin ruhsal rahatsızlıklara neden olduğunu kabul etmiştir: "Nevroz aynı anda bireyin gereksinimlerinin kendi ilgi grubunun gereksinimlerinden farklı olduğunda ve ilgili bireyin hangi gereksinimin daha baskın olduğunu söyleyememesiyle meydana gelen bireydeki denge eksikliği durumudur."

Nevrozlu kişilerin yaşadıkları zorlukların çoğu gerçekten hiç hissetmedikleri nesneler ve ilişkilerle kendi kör noktaları ve farkındalık eksiklikleriyle bağlantılıdır (Perls 1995a, 70-73). Bunu başka kelimelerle ifade edecek olursak ruhsal hastalık durumu her ne sebepten dolayı olursa olsun hastanın kendisine ilişkin farkındalığını kaybetmesinden kaynaklanır. Kendi kendisini bilinçli olarak algılamak ve fark etmek yerine kendi kendini ve çevresini "aldatır". Perls, bunu çok etkin bir şekilde ifade etmektedir:

"O kişi bizimle konuşabilir, bizi kelimelere boğabilir, bize küsebilir ve bizi protesto edebilir; söz verebilir ve kararlar alabilir; sözünü bozabilir ve kararları yürütebilir; alçakgönüllü olabilir ve sabote de edebilir. O kişi, en ince nüansları duyabilir ve bir sağır rolü de oynayabilir; tamamen durum neyi gerektiriyorsa onu hatırlayabilir veya unutabilir. O kişi bizim gözümüze kum da atabilir ve bizi yanlış yöne de götürebilir. O kişi yalan söyleyebilir ve zorlayıcı derecede dürüstte olabilir. O kişi kendi sıkıntılarıyla bizi gözyaşlarına boğabilir veya kendi kaderini metanetle katlanabilir. O kişi bizi monoton sesiyle hipnotize edebilir veya bizi tiz ve akortsuz bir sesle şaşırtabilir. Ne kadar değerli olduğumuza değinerek bizi övebilir ve gururumuzu da incitebilir. Sadece kendi başına dışarıda kalabildiğinde düzgün bir şekilde paketlenmiş ve kendi psikolojik jargonundan çiçeklerle süslenmiş halde kendi "problemlerini" bize getirebilir ve bizden bu paketi kendisi için açmamızı bekleyebilir…“ (Perls 1995a, 65-66).

Bir tek şeyi yapamaz o da kendi kendisine ilişkin farkındalıktır. Kendi kendisine karşı dürüst olmaya ve bununla birlikte tüm duyguları ve gereksinimlerini idrak etmeye tahammül edemez. Kendi kendisine ilişkin bu "dürüst bakıştan" kaçmak için kendi kendine ve çevresiyle oyun oynar. Terapistin görevi, terapide bu oyunu durdurmak ve kendi kendisini dürüst bir bakışla tartması için danışana destek olmaktır. Perls, bunun bir değişim prosesini başlatmak için yeterli olduğu kanaatindedir. Terapistin temel görevini, aşağıdaki gibi tanımlamaktadır: “Terapist öncelikle, kendisine gelen bir kişiye, ihtiyaç duyduğu fırsat sunumunu sağlamalıdır” (Perls 1974, 45).

Peki bunun nasıl olması lazım? Terapist danışanın kendi kendisini kandırdığı ve çevresini aldattığı otomatik davranışlarını, alışkanlıklarını ve alışmış olduğu reaksiyonlarını engellemeli midir? Bunu yapmak terapisti danışanın rakibi haline getirebilir ve ayrıca kendi sorumluluk yönetmelikleriyle de uyuşmayabilir. Gestalt terapistinin görevi daha çok danışanın kendi "oyununa" ilişkin farkındalığına ve bunun ardında yatan gereksinimine yardımcı olmaktır (Perls 1995a, 111).

O takdirde terapist danışanın terapisi esnasında nevrotik davranışlar göstermesini engellemez aksine onun bu davranışları farkında olmadan yapmasını engeller (Perls 1995a, 100). Perls danışanın bu sayede ne tecrübe ettiğini ve bunu nasıl başardığını öğrendiği kanaatindedir. Danışan kendi duyguları ve kendi davranışlarının nasıl bir ilişki içerisinde olduğunu öğrenmektedir. Danışan kendi enerjisini yönetmeyi ve dikkatini "Burada ve Şimdi" bulunan kendi farkındalık kesiti üzerine odaklayarak konsantre olmayı öğrenmektedir (Perls 1995a, 86).

Terapistin yardımıyla danışan terapi saatinde tekrardan şimdiki zamanda yaşama alıştırmaları yapar. Bu uygulama, kendisinde ne kadar başarılı olursa, onun kendi becerilerine, kendi düşünme ve hissetme şekline ilişkin o kadar fazla farkındalık sahibi olmasını sağlar. Bu farkındalık kendisine sadece kendisinin sahip oldukları ile çözebileceği kendi problemlerini çözme yeteneğini kazandırır. Bunları sadece terapistin sahip olduğu becerilerle çözebilmesi mümkün değildir. Ayrıca danışanın kendi kendine keşfetmesi de önemlidir. Terapist burada sadece "büyütme aynası" hizmeti sunar (Perls 1995a: 94). Danışanın kendisine ilişkin farkındalığı ne kadar fazla gelişirse diğer insanlarla temaslarında da o kadar iyi uyum sağlayabilir. Gereksinim ve duyguların nasıl değiştiğinin farkındadır. Adeta banttan tekrarlamak gibi her seferinde değişmeyen tipik nevrotik iletişim şablonları sergilemek yerine artık öğrendiği için olup bitene canlı tepki gösterebilir (Perls 1995a: 115).

Farkındalığın Teşvik Edilmesi ve Geliştirilmesi:

Perls psişik sıkıntıların danışanın kendi ihtiyaçlarını "görememesinden" (Perls 1995a, 45) ve farkına varamadığı ihtiyaçlarını tatmin edebileceği kendi becerilerini bilmemesinden kaynaklandığı kanaatindedir (Perls 1995a, 84). Perls için danışan iki noktadan kör bir insandır, gerçekten ne istediğini bilmez ve bunu nasıl yapabileceğini de bilmez. Gestalt terapisi, şimdi hastanın kendisinde neyin eksik olduğunu ve gerçekte neyi istediğini ortaya çıkarabilmesi için, danışanın dikkatinin bu doğrultuya çevrilmesinden oluşmaktadır. Karşılanmamış ihtiyaçlara ilişkin farkındalığın kazanılması, sancılı bir süreçtir ve genel olarak bundan kaçılır. Ancak kendi kendine ilişkin artan farkındalıkla danışan kaçınılmaz bir şekilde kendi karşılanmamış ihtiyaçları ile tek başına baş etmek için ne gibi becerilere sahip olduğunu ortaya çıkarır. Danışanlar bunu bir kurtuluş olarak yaşarlar zira böylelikle gerçek değişime uzanan bakış açısı açılmıştır.

„Terapist burada hasta için bir büyütme aynası görevi sunar” (Perls 1995a, 94). Terapide farkındalık kazanmak, danışanların, gerçekte kendilerinde neyin eksik olduğunu ve bu eksikliğin sorumluluk bilinci içerisinde üstesinden gelmek için, gerçekten neler yapmaları gerektiğinin  yavaş yavaş farkına varmaları anlamına gelmektedir. Bu nasıl oluyor? Danışanın proses sürecinde artan şekilde farkındalık kazanmasını sağlayan bu prosesi başlatmak için terapiste neler gereklidir? Perls bu prosesi farkındalığa ulaşana kadar kabukları tek tek soyulan bir soğana benzetmektedir. Burada kendi kullandığı aracı "Farkındalık Tekniği" olarak adlandırmaktadır (Perls 1995a, 93). Burada sözü edilen bir diyalogdur, bu diyalogda birbirinin peşi sıra beş adet farklı "Farkındalık Sorusu" yöneltilir. Bunlara sözlü olarak verilen ve vücut dili yansıtılan "cevaplar", müteakip "Farkındalık Soruları" için, çıkış noktası oluştururlar (Perls 1995a, 94).

Bu sorular şunlardır:

  • Ne hissediyorsun?
  • Ne yapıyorsun?
  • Ne istiyorsun?
  • Neyden kaçınıyorsun?
  • Ne bekliyorsun?

Bu sorular, danışanı kendi "Burada ve Şimdi" durumuyla uğraşmaya "zorlar". Terapistle temasta kendi yaptıkları düşündükleri ve hissettikleri "Burada ve Şimdi prensibine" bağlıdır. Her ne yaparsa yapsın, düşünürse düşünsün veya hissederse hissetsin, bunu bilinçli yapmayı, bilinçli düşünmeyi ve bilinçli hissetmeyi, öğrenir. Bu çoğu danışana zor gelir. Bazıları kendileri için bu soruları cevaplamayı istemezler. Diğerleri ise bu soruları cevaplamaya hazır olmalarına rağmen ekseriyetle bunları cevaplamakta başarılı olamazlar. Bu nedenle terapistin yönelttiği sorulara ilişkin olarak sadece danışanın verdiği sözlü cevapları değil aynı zamanda "bilinçdışı cevaplar" olarak danışanın vücut diliyle gösterdiği ifadelere de bakarak bunları da dikkate alması ve bunları bilinçli olarak yapması gereklidir.    

Terapistin bilinçli olarak bu yaptıklarına hastanın reaksiyonu, terapiste ardından yeni farkındalık soruları sorma imkanını sağlar. Burada "Spiral Biçimli bir Diyalog" oluşturulur ve danışanın içerisinde kendi farkındalığı sakladığı kabuklar tek tek "soyulur". Burada, terapist hareketlerle yansıtılan reaksiyonlar, algılama, duygu ve heyecanlar arasında dolaşır. Perls, sözlü ve sözlü olmayan ifadeler arasındaki esnek değişimi "Dolaşma Tekniği" olarak tanımlamaktadır  (Perls 1995a:105f). Bu sayede, işlenmemiş bir olayın kırık parçaları yavaş yavaş günümüze  getirilecektir.

Danışana kendi zihninde yer alan yaşanmış bir olayın kırık parçalarını adlandırması ve aynı şekilde hissetmesi için tekrar bu şekilde bir uygulama yapıldığında, Perls çalışmasını bir adam daha ileri götürmüştür: Danışanından söz konusu olayı canlandırmasını talep etmiştir (bakınız Perls 1995a: 205). Danışanın tamamen bir iç bölümünün veya şu ana kadar onun hakkında sadece konuştuğu ilgili bir kişinin rolüne tam olarak bürünmesine dikkat etmiştir. Ekseriyetle onlardan şu istekleri yöneltmiştir: „Şimdi, x’i oyna!“ veya: „Eğer sen y olsaydın, nasıl bir kişi olurdun?”. Burada, çok itinalı bir şekilde danışanın şimdiki zamanda konuştuğuna ve Ben zamirini kullandığına dikkat etmiştir. Onlar bu tarzın dışına çıktığında, onları durdurup, kendilerinden şimdiki zamanda ve konuşmalarını ve ben zamirini kullanmalarını rica etmiştir. Bir danışan biri hakkında konuştuğunda benzer şekilde hareket eder. Ardından eğer bu kişide hazır bulunuyorsa hemen direkt konuşmaya davet edilmiştir (bakınız Perls 1995a, 226). Danışanlar hareket dürtülerini açıkladığında o zaman onları bunu sahneye aktarmaya davet etmiştir. Nihayet danışanlara açıklamalarını çok sık tekrarlatmıştır, bu kapsamda onlardan, bunu hazır bulunan veya orada olmayan üçüncü şahıslara yöneltmelerini veya ses şiddetini veya tonlamasını değiştirmelerini, istemiştir.

Kendi talimatlarıyla, Perls danışanlarının dolaysız olarak kendi kendilerini ifade etmelerini kolaylaştırmıştır. Onların ne söylediğinden çok bunu nasıl söyledikleri önemli olmuştur. „Mizansenin“ canlı olması gerekmektedir ve kendi danışanlarında, burada canlı olmaları gereklidir. Kendi kendini ifade etmenin ve benzer şekilde mizansenin canlılığının etkisini kaybetmeye başladığını fark ettiğinde, hemen danışanlarının dikkatini yeni bir şeye yönlendirmektedir. Bu yeni şey ekseriyetle vücut dili yansıtılan ifadelerden türetilmektedir ve ardından bir diğer mizansen için çıkış noktası oluşturmaktadır.

"Konu üzerine konuşmak" yerine, ilk olarak mizansen yöntemi kullanımı ile yavaş yavaş bir "sanki-güya" gerçekliği oluşturulur. Perls, sanki dış gerçekliklerinin kendi iç gerçekliklerini yansıtıyormuşçasına davranmaları için danışanlara anlık olarak birkaç defa yardım eder. Bu sayede, dış gerçeklik geçici olarak kendi asıl anlamın, yitirir. O, artık iç gerçekliği ifadesi için kullanılabilecek bir “Gerekliliktir”. İkinci olarak, kendi müdahalelerinin, kendi anlık yaşantısını danışanlar için daima canlı, çeşitlilik açısından zengin ve sürprizlerle dolu tutmak için, kullanır. Kendisi için, kendi içinde keşfedilecek, sürekli yeni bir şeyler vardır. Bu kendi dikkatini güncel terapötik olgulara çekmektedir.

Bu sayede, dikkat odaklaması içsel farkındalık, dış farkındalık veya uzlaşımsal farkındalık üzerinde meydana gelmektedir.

Friedrich Salomon "Fritz" Perls’e Göre Üç Farkındalık Seviyesi

Perls’e göre farkındalık üç seviyeyi kapsamaktadır: 

  1. İçsel Farkındalık: Kendine ilişkin Farkındalık (bedensel ve duygusal açıdan örneğin heyecan, gergin olma, açılık, kalp çarpıntısı, susama, ensede gerilim, yorgunluk ve hissettiğimiz şeyler)
  2. Dış Farkındalık: Dış dünyaya ilişkin Farkındalık ("görüyorum", "dış dünyayı algılıyorum" – örneğin, çan ya da ezan seslerini duyuyorum, vazoyu görüyorum, gülleri kokluyorum, rüzgarı hissediyorum).
  3. Uzlaşımsal Farkındalık: Düşünceler, Projeksiyonlar, Fanteziler, örneğin gestalt terapi eğitiminde beni ne bekliyor, orada hangi meslektaşlarımla karşılaşacağım, vs.

Yukarıdaki tabirler yerine, "İçsel Farkındalık", "İçsel yaşantılar" olarak eş anlamlı kullanılabilinir. Dış Farkındalık, "çevresel faktörler" ve “Uzlaşımsal Farkındalık” ifadesi yerine “uzlaşma alanı” tabirini de kullanabiliriz. 

İçsel Farkındalık (içsel yaşantıların farkında olma):

İçsel farkındalık kendi kendinin farkında olma ve benzer şekilde kendi kendini algılama anlamına gelmektedir. Bir grup çalışmasında, örneğin katılımcılardan o anda akıllarından ne geçtiğini terapiste bildirmeleri istenmiştir. Çoğunluk, geçmişte veya gelecekte meydana gelecek olaylarla cevaplamışlardır. Örnekler: "Yarın önemli bir randevum olduğu aklıma geldi" veya "Bir şeye canım sıkıldı – "Kendime yarın, nasıl devam edeceğini sordum". Gruptaki katılımcılardan, bu nedenle cümlelerini “Tam şu anda …. yaşıyorum” veya “Tam şu anda, …. hissediyorum” ifadeleri ile başlayacak şekilde formüle etmeleri talep edildi.

Bu Alıştırma kendi kendini fark etme tecrübesine hizmet etmektedir (bakınız PETZOLD, 1973, 23ff.).

İçsel Farkındalık seviyeleri:

  • Duyum ve Davranışların Farkına varma
  • Duyguların farkına varma
  • İsteklerin farkına varma
  • Değer yargılarının farkına varma

Dış Farkındalık (Çevresel faktörlerin farkında olma):

Dış Farkındalık ifadesinde diğer insanlara ve dışımızdaki dünyaya (çevrenin) ilişkin farkındalık anlaşılmaktadır. Bunu Petzold’un (bakınız PETZOLD, 1973, 23ff) bir örneği ile açıklamak istiyorum: Katılımcılardan, kendi dış dünyaları ile bilinçli olarak irtibat kurmaları istenmiş. Katılımcıların, terapiste örneğin üzerinde oturdukları sandalyeyi, içerisinde hareket etmekte oldukları odayı ve duvarda asılı resmi ve şekilde duyumsadıklarını veya pencere pervazındaki çiçeğin kendilerine ne gibi bir etkisi olduğunu bildirmeleri istenmiş. Söz konusu alıştırmayı daha da kuvvetlendirmek için katılımcıların bunun peşi sıra bir an için kendilerini bu nesnelerin yani sandalye, oda veya çiçek yerine koymaları istenmiş. Vücut bunlarla sürekli olarak temas halinde olduğu için dış dünyanın içsel ruh hali üzerindeki etkisi merkezidir. Dış dünyaya ve etkilerine ilişkin farkındalığın hassaslaştırılması ile, örneğin gerilim, keyfin kaçması fakat aynı zamanda da huzur için hangi etmenlerin etkili olduğu tanıtlanabilir. Bunun ardından, gruptan çiftler oluşturmaları ve birkaç dakika kendi anlık bilinçli farkındalıklarına ilişkin konuşmaları istenmiş. Kendilerinden, terapiste şu anda neler hissettiklerini, şu anda eşleriyle neler yaşadıklarını, nasıl oturduklarını, konuştuklarını ve hareket ettiklerini ve benzeri hususları bildirmeleri istenmiş. Ancak bunu yaparken, daima Ben ve Sen zamirlerini kullanarak konuşmaları, bir başka deyişle, seni şu veya bu şekilde gördüm şeklinde formüle etmeleri istenmiş. Bu alıştırmada, geştalt terapisinin kayda değer üç önemli prensibi, ortaya çıkmaktadır.

Şimdi-Prensibi

Yaşanan her şey şimdiki zamanda yaşanmıştır. Farkındalık veya bilinçli algılama sadece şimdiki anda gerçekleşebilmektedir. 

Nasıl- Prensibi

Şimdi ile bağlantıya geçmek için, kişinin ne yaptığını veya bir şeyin neden gerçekleştiğini anlam açısından bilmek değil, aksine nasıl gerçekleştiğini idrak etmektir.

Ben ve Sen- Prensibi

Kişiden kişiye iletişim, sadece şu anın şimdiki zaman kipinde yerine getirilebilir. Burada, karşımdakinin gerçekliğini kendisinin tüm geştaltı ile farkında olmam ve ona Sen zamiri ile hitap etmem gereklidir. Bu Sen zamiri ile ilişkili olarak, aktarma mekanizmalarıyla diğer kişinin gerçek geştaltını değiştirmeden, kendi benliğim içinse, Ben zamirini kullanmam gereklidir. Direkt iletişimde, karşımızda olup kendisiyle konuşmakta olduğumuz muhatabımızın vücut dili, söylenenlerin içeriği ile daha anlamlı olur. Terapistin danışanın kendisine gerçekte neyi bildirmek istediğini öğrenmek için karşısında bulunan kişiye karşı yansıttığı mimik, el kol hareketleri, vücut duruşu veya ses tonlamalarına dikkat etmesi gereklidir. 

Uzlaşımsal Farkındalık (Uzlaşma alanın farkında olma)

Uzlaşımsal farkındalık hem imgelem ve fanteziler sahasını hem de gerçekle yüzleşmekten kaçmayı destekleyen ve peşi sıra içsel ve dış farkındalığın azalmasına neden olan projeksiyonlar gibi savunma mekanizmalarını kapsamaktadır. Bu noktada farkındalığın geştalt terapisinin merkez konsepti olarak anlaşılabileceğini tekrardan vurgulamak istiyorum. Kullanılan tüm metot ve teknikler sonuç olarak bu konseptin gerçekleştirilmesini ve burada insanları kendi bütünlükleri içerisinde ve kendi durumsal şartları dahilinde dikkate almayı amaçlamaktadır.

Uzlaşımsal farkındalıkta yukarıda tanımlanan içsel ve dış farkındalıklar birleşir. Bu kapsamda şunları söyleyebiliriz: İçsel yaşantılar ve çevresel faktörlerle ilgili farkındalıklar, bu alanda bilişsel açıdan organize edilir ve anlamlandırılır. Düşünceler, hayaller, anılar ve beklentiler bu alanda yer alır. Bu alan aynı zamanda tahmin etme, planlama, yaratma ve seçimler yapmayı da içerir. Bu nedenle, uzlaşımsal farkındalık, problemlerin ortaya çıkabildiği en hassas bölgelerden biridir. Buna ilaveten, bu bölgede bir denge sağlanabiliyorsa, bir başka deyişle arzu edilen bilinç sistemi mevcutsa, kişi hayat kalitesinin tam olarak keyfini çıkarabileceğini, vurgulamam gereklidir.    

Budist Bilgelik

Bir şeyi asla önceden varsayma

Asla bir şey bekleme,

Asla geleceğe bakma

Ve her şeyden önce

Asla geriye bakma

Asla "keşke…" deme,

Bunu bir kere bile düşünme.

 

Kendini şimdiki zamanda bul

Çünkü geçmiş, geçmiştir

Ve gelecek,

Her ne kadar hep o şekilde görünse de,

Senin beklediğin gibi,

Öyle olmayacak.

 

Abdullah ÖZER

(Sosyal Hizmet Uzmanı, Klinik Psikoloji Uzmanı, Aile Danışmanı, Psikoterapist ve "European Psychotherapy Training Institute" Başkanı”)

KAPAT
ÖN KAYIT FORMU
Formu doldurun en kısa süre içerisinde biz sizi arayalım