Psikosentez nedir? Roberto Assagioli kimdir?

Kişisel gelişim, daha bebeklik ve çocukluk yıllarında yaşanan duygusal travmalardan kaynaklanan tecrübeler nedeniyle bazen az ve bazen çok oranda engellenebilmektedir. Birçok insan bu sorunların hiç çaba sarf etmelerine gerek olmadan yok olup gitmelerini isterler. Fakat bu yöntem çoğu zaman işe yaramaz.

Bu noktada psikosentez, dönüşümü destekleyen bir etki sağlar. Psikosentez problemleri gelişimi destekleyen bir unsur olarak ele alır. Sorunlardan hemen kurtulmak mümkün değildir, aksine bu sıkıntıların varlığı kabul edilerek benimsenmelidir. Kabul edip benimseme ile kişi, kendi doğasındaki değişimi ve dönüşümü başlatarak yaşamını çok daha verimli hale getirebilmektedir. Psikosentez, insanın kendi doğasında saklı bulunan çözüm kaynaklarına odaklanmaktadır.

Psikosentez, nasıl çalışmaktadır?

Psikosentez, yaratıcı ve deneyimlere dayanan yöntemlerle çalışır.

Psikosentez; rüya analizi, serbest çağrışım metodu, mizah kullanımı, (Humor), odaklanma, (Focusing) sembol çalışması, aile dizilimi, alt kişilik çalışmaları, sokratik diyalog, meditasyon, farkındalık çalışmaları, biçimsel terapi teknikleri, geştaltiyen terapi (bütüncül terapi) teknikleri, kimliksizleştirme (Disidentifikation) ve kendilik kimliği (Selbstidentifikation) oluşturma çalışmaları ve psiko-drama ifade tekniklerini içermektedir. Yukarıda verilen tekniklere ek olarak Psikosentez,  birçok teknik ve yaklaşım içermektedir.

Psikosentez, özelikle kişinin kendi iç dünyasında imgeler oluşturmasını sağlayan serbest çağrışım ve görselleştirmelere (Visualisierungen) büyük önem vermektedir. Serbest çağrışım ve görselleştirme ile kişi bilinçdışı dünyasından bilinçli dünyasına kendi gerçekliğini aktarılabilmektedir. Bu sayede kişinin, algılama şeklinin değişmesi sağlanır.

Olay ve olguların eskisinden farklı şekilde algılanmasıyla birlikte davranış ve tepkinin de eskisinden farklı şekilde gerçekleşmesi sağlanabilmektedir.

Psikosentez’de özellikle "Alt kişilik çalışması"na önem verilir.

“Alt kişilik çalışması”,  insanın ruhsal yapısındaki yarı özerk olan kişilik yapılarını incelemektedir. Bu yapılar birbirleriyle sentezlenerek bir araya getirilirler. Kişinin kendi iç dünyasında mevcut olan tüm  alt kişiliklerin birbirleriyle diyalog içerisinde uzlaştırılmasıyla kişinin iç dünyasında bütünleşme sağlanır. Psikosentez kuramının kurucusu olan İtalyan psikiyatrist Assagioli, insanın kendi iç dünyasının gerçekte bir bütünlük içerisinde olmadığını aksine insanın kendi iç dünyasında aslında çok sayıda farklı psikolojik kimliklerin saklı olduğunu öne sürmektedir.

Bu alt kişilikler, sürekli olarak birbirleriyle çatışır, boğuşur, kavga eder ve birbirlerinden nefret eder. Psikosentez sürecinde, bu alt kişilikler dikkatli bir şekilde incelenerek insanın kendi iç dünyasındaki bir yönetici tarafından uyumlu bir ekip haline getirilmesi amaçlanır.  Kendinizde bulunan alt kişilikleri tespit edip öğrendiğinizde bunları bilinçli bir şekilde ve kendi iradeniz altında yönetebilmeniz giderek daha kolaylaşacaktır. Bu sayede, kendi iç dünyanızın tekrardan efendisi olabileceksiniz.

Psikosentez, transpersonal psikoloji (benötesi) alanında doğruluğu ispatlanmış en eski yaklaşımlardan biridir.

Psikosentez, her şeyin insanın kendi iç dünyasında daima var olduğunu ve ortaya çıkarılmayı beklediğini ileri sürmektedir.

Her insan kendini geliştirmeyi ve kişiliğini güçlendirmeyi ister. Her insan kendi iç dünyasının merkezini bulmayı ve kendisini sınırlandıran duygusal engelleri kaldırmayı ister. Her insan kendi yaşam anlayışını keşfedebilir, kendi iradesini özgürce kullanmayı ve kendini bilinçli bir şekilde algılamayı öğrenebilir. Her insan kendi yaratıcı potansiyelini ortaya çıkarabileceğine dair kendine daha fazla güvenebilir ve kendi iç dünyasının bilgeliğine inancını güçlendirerek iç dünyasını oluşturan kişilik parçalarını tespit edip kendi kişilik bütünlüğünü sağlayabilir.

Roberto Assagioli 1888 – 1974

Roberto Assagioli, doğma büyüme Venediklidir. 1906 yılından itibaren, yüksek öğrenimini Floransa’da sürdürerek hayatın büyük bir kısmını burada geçirmiştir.

Orta halli Yahudi bir ailenin çocuğudur ve klasik hümanist bir eğitim almıştır. Ana dili olan İtalyanca’nın yanı sıra ana dili seviyesinde Almanca, İngilizce ve Fransızca konuşabilen Assaigoli,  Yunanca, Latince, Rusça ve Sanskritçe yazıları da okuyabilmektedir. Farklı uzmanlık alanlarına yönelik ilgisi oldukça geniş bir yelpazeye yayılmıştır. Çalışmaları özellikle tıp, pedagoji ve din arasındaki sınır bölgelerine odaklanmıştır.

Assagioli, ilk psikanalistlerdendir. Psikanalizin İtalya’da tanıtılmasına önemli katkı sağlamıştır. Jung, 1909 yılında Freud’a yazmış olduğu bir mektubunda “çalışmalarını, Floransa’daki psikiyatri kliniğinde sürdüren İtalya’daki ilk doktor Bay Assagioli ile çok sevindirici bir şekilde tanıştığını ve bunun büyük bir ihtimalle önemli ve değerli bir tanışma olduğunu” yazmıştır. Freud ayrıca Jung’a Assagioli’nin  kendisine kusursuz bir Almanca’yla yazmış olduğu bir mektuptan da bahsetmiştir. Assagioli, Freud’a “Psikanalitik ve Psikopatolojik Araştırmalar Yıllığı” adlı mektubunda İtalya’daki psikanalitik faaliyetleri rapor etmiştir.

Assagioli, psikiyatri alanındaki uzmanlık eğitimi sırasında Zürih Burghözli’de bulunan Eugen Bleuler’den de eğitim almıştır.  Eugen Bleuler’in yanında 1900 yılından 1909 yılına kadar çalışan Assaigoli’nin  iş arkadaşlarından biri de Carl Gustav Jung’dur.

Bleuler Sigmund Freud’un psikanalizi ile ilgilenen Avrupa’daki ilk klinik yöneticisidir. Ayrıca Bleuler, şizofreni tanımlamasıyla meşhur tanınmıştır.

Assagioli, daha 1910 yılında psikanalitik konseptin sınırları olduğunu gözlemlemiştir. Assagioli’ye göre, bir insan sadece biyolojik içgüdülerine bağlı olarak değerlendirildiği sürece bütünlüğü görülemez, sadece kısmen anlaşılabilir. Aslında Assagioli’nin  sözünü ettiği durum, ruhun gerçekliklerinin kabul edilmesine yönelik yeni bir bilimsel psikolojinin geliştirilmesinin gerekliliğidir.  Ancak bu sayede insanın varoluşunun anlamı, mantığı, memnuniyeti, yaratıcılığı, sevgisi ve bilgeliği, doğasında bulunan temel ihtiyaçları, dürtü ve güdüleriyle birlikte bir arada dikkate alınabilecektir.

Psikosentez

Psikosentez, transpersonal psikoterapinin bir şekli olup psikodinamik odaklı bir psikoterapi ekolüdür. İtalyan Psikiyatr Roberto Assagioli (1888–1974) tarafından kurulmuştur. Psikosentez, psikolojisini, farklı alt kişiliklerden oluştuğunu savunması ve bu alt kişiliklerin tespit edilip anlaşılarak birbirleriyle bütünleşmesini hedeflemesi açısından diğer terapi ekollerinden ayrılır.

Psikosentezin bir diğer özelliği de tüm psikoterapi ekollerinin tekniklerini kendi sisteminde bütünleştirerek bunu danışanlarına sunmasıdır. Psikosentez çözüm odaklı çalışır,  sadece problemleri analiz ederek ilerlemez.

Assagioli, dinamik psikoterapi odaklı kalarak hümanistik psikoterapi tekniklerini transpersonel (benötesi) psikoterapi ile bütünleyip sentezleyerek Psikosentez kuramını geliştirmiştir.

Roberto Assagioli,  psikosentez ile döneminin tek kuramı olan psikanalizi sentezleyerek “ruhsal bilgelik” adı altında bir araya getirmek istemiştir. Assagioli, insanlığın bilgeliğini, ruhsallığını ve mistizmini, her iki kuramın hem kullanılan dili hem kuramsal yönelimi hem de kültürel kodları birbirinden farklı olsa da psikanalizle bütünleştirmek istemiştir.

Ortaya çıkan bu sentezin tüm insanlar tarafından kabul edilebilir hale getirmek ise tek amacıydı. Bu amaçla, kendi gelişim modeline çok sayıda psikoloji akımını dahil etmiştir. Sentez girişiminin  psikosentezle bağdaşmadığı ve tamamen materyalist olduğu ileri süren dünya görüşlerini modeline dahil etmemiştir. Assagioli, bu çalışmalarıyla çeşitli transpersonal akımların psikolojik terminolojisinin belirlenmesi bakımından etkili ve belirleyici olmuştur.

Assagioli, henüz gelişim aşamasında olan Psikoanaliz’in İtalya’da tanıtılması ve uygulanmasına önemli katkılar sağlamıştır.

Roberto Assagioli’nin Carl Gustav Jung ile beraber çalışması

Jung, 1909 yılında Freud’a yazmış olduğu bir mektubunda “çalışmalarını, Floransa’daki psikiyatri kliniğinde sürdüren İtalya’daki ilk doktor Bay Assagioli ile çok sevindirici bir şekilde tanıştığını ve bunun büyük bir ihtimalle önemli ve değerli bir tanışma olduğunu” yazmıştır. Freud ayrıca Jung’a Assagioli’nin  kendisine kusursuz bir Almanca’yla yazmış olduğu bir mektuptan da bahsetmiştir. Assagioli, Freud’a “Psikanalitik ve Psikopatolojik Araştırmalar Yıllığı” adlı mektubunda İtalya’daki psikanalitik faaliyetleri rapor etmiştir. Roberto Assagioli, C. G. Jung’un çalışmalarıyla ilgilenmiş kendisinin İsviçre Burghölzli’de bulunan kliniğine de birçok ziyaret gerçekleştirmiştir.

Bir biyografide,  "Avrupa'nın en seçkin psikiyatristlerinden biri"  ve "ender rastlanan bir karakter güzelliği” olarak tanımlanan Assagioli’nin Alice Bailey’le de sıkı bir dostluğu olmuştur.

Assagioli’nin tanıdıklarının arasında Hermann Graf Keyserling, Viktor Frankl, Abraham Maslow, Rabindranath Tagore, Sufi Usta Hazreti Inayat Han, Ananda Kentish Coomaraswamy, Zen Ustası Daisetz Teitaro Suzuki, Lama Anagarika Govinda ve Tibetli Araştırmacı Alexandra David-Neel gibi birçok önemli şahsiyet yer almaktadır.

Roberto Assagioli’nin Psikosentez Birleşimi

Assagioli hayatı boyunca analitik materyalist insan kavramını hümanist ruhsal insan kavramıyla birleştirmeye uğraşmıştır. Örneğin Erich Fromm,  Erik H. Erikson, Ludwig Binswanger, Carl Rogers, Fritz Perls, Kurt Lewin, Hanscarl Leuner ve Rollo May gibi çeşitli psikoloji ekollerinden etkilenmiştir. Aynı zamanda, bu ekollerde tanımlanan insan kavramının kısmen yetersiz ve eksik olduğunu savunmuştur. Bu eksikliği, klasik Yunan felsefesi (özellikle de Palton öğretisi), Kabala, Johannes von Kreuz, Theresa von Avila, Hristiyan Mistisizm Ustası Echehart’ın bilgi ve öğretileri gibi çeşitli filozofik ve mistik gelenekler ile Hristiyanlık, Yahudilik, Hindizm ve Budistlik gibi manevi geleneklere dayanan öğretileri dahil ederek tamamlamıştır.

Psikosentez,  çeşitli ekollerin, öğretilerin ve geleneklerin sentezidir. Psikosentez, modern tıp ve psikoloji kaynaklı bilimsel bilgiler ile toplumların bilgelik öğretilerini insan temelinde birleştiren bir kavramdır.

Psikosentez anlayışının oluşumu

Assagioli, 1910 yılındaki doktora çalışmasında psikanalitik anlayışın sınırlarını tanımlamıştır; İnsana yönelik anlayış kapsamında, bir insan sadece biyolojik içgüdülerine bağlı olarak değerlendirildiği sürece insan ancak ve sadece kısmen anlaşılabilir ancak insanın bütünlüğü görülemez.

Assagioli’nin burada sözünü ettiği bir insan sadece biyolojik içgüdülerine bağlı olarak değerlendirildiği sürece bütünlüğünün görülemeyip sadece kısmen anlaşılabileceğidir. Aslında Assagioli’nin sözünü ettiği durum, ruhun gerçekliklerinin kabul edilmesine yönelik yeni bir bilimsel psikolojinin geliştirilmesinin gerekliliğidir.  Ancak bu sayede insanın varoluşunun anlamı, mantığı, memnuniyeti, yaratıcılığı, sevgisi ve bilgeliği, doğasında bulunan temel ihtiyaçları, dürtü ve güdüleriyle birlikte bir arada dikkate alınabilecektir. Ancak bun durumu kesinlikle dürtülere yönelik bir dengelenme olarak tanımlanmamalı aksine insan doğasının yaşamsal temeli olan etki, dürtü ve ihtiyaçları gibi canlı ruhun gerçekliği olarak sürece dahil edilmelidir.

1911 yılında İtalya’nın Bolonya şehrinde düzenlenen “Uluslararası Felsefe Kongresindeki” bir sunumu sırasında bilinçdışı hakkındaki görüşlerini açıklayan Assagioli bilinçdışını,  “derin”, “orta” ve “üst” bilinçdışı olarak bölümlere ayırmıştır.

Psikosentezde insan

Psikosentezdeki insan, bilinçli kişilik (farkına vardığımız kendilik), insan bütünlüğünü oluşturan parçalardan sadece bir tanesidir. İnsanın bilinçli kişiliğinin merkezinde her ne kadar sadece öz benliği bulunuyor olsa da kişilik merkezinde bilinçli kişilikten daha kapsamlı veya daha büyük olan kişiye özel bilinçdışı da bulunmaktadır.

Bilinçdışı birbirlerinin üzerine kurulu üç parçadan oluşmaktadır. Bunlar;

  • Derin bilinçdışı
  • Orta bilinçdışı
  • Üst bilinçdışı’ dır.

Bilinçlilik durumu, orta bilinçdışı ile doğrudan iletişim ve alışveriş içerisindedir. Bilinçlilik durumu ile derin bilinçdışı veya üst bilinçdışı arasında temas, teorik olarak mümkündür, ancak böyle bir temas, günlük hayat içerisinde çok nadir gerçekleşmektedir. Kişiye özel bilinçdışı üçlüsün yanında ayrıca kolektif bilinçdışı bulunmaktadır.

Kendilik, derin, orta, üst bilinçdışı ve bilinçlilik durumu ile sürekli ilişki içerisindedir. Kendilik bu bölümlerin arasından geçmek için çaba sarf eder, zira bu bölümlerle henüz tam bir uyum içerisinde değildir. Bilinçdışı her zaman “dinamik, aktif ve değiştirilebilir” durumdadır. Kendilik insanın mevcut potansiyelini açığa çıkarmak için üst bilinçdışı veya transpersonal benlik olarak da tanımlanır. Bu doğrultuda “üst benlik” kavramı, hem bütünleşmeyi sağlayan bir unsur hem de insanın bilinçdışı alanlarında sahip olduğu ve ortaya çıkarılmayı bekleyen potansiyel olarak tanımlanmaktadır.

Bilinçlilik durumu ile bilinçdışı alanları arasındaki geçişler, aşılması mümkün olmayan sınırlar değildir. Aksine bir tip ozmos alışverişi gibi düşünülmelidir. Bu, bilinçlilik durumu ile bilinçdışının sürekli bir alışveriş içerisinde oldukları anlamına gelmektedir. Uygun yöntemler ve teknikler kullanılarak bilinçlilik durumu tarafından hem derin bilinçdışı hem de üst bilinçdışı tekrar tekrar açılabilmekte ve bu sayede benlik oldukça kapsamlı içerikleri kendi bünyesinde bütünleştirebilmektedir. Bu bütünleşme süreci, gelişme ve büyüme olarak tanımlanabilir. Assagioli’nin ortaya sürdüğü üst bilinçdışından kaynaklanan dürtülerin bastırılması kavramı Freud tarafından tanımlanan bilinçdışı ile örtüşmektedir. (Dürtü çatışma kuramına atıf yapmaktadır.)

Psikosentez insanı dünya üzerinde varoluşunu gerçekleştirebilmek için kişiliğe sahip olan birer ruh olarak ele alır. Psikosentez, sadece iyi dengelenmiş ve bütünleşmiş bir kişiliğin, ruhun bir aracı olma görevini gerçekten yerine getirebileceğini düşündüğü için diğer psikoterapi ekollerinde olduğu gibi kişilik kavramı üzerinde yoğunlaşır. Fakat Psikosentez’in asıl amacı daha derindir: İnsan, hem kendi ruhunu, hem de başkalarının ruhlarını gerçeklik olarak kabul etmeli ve Assagioli'nin sözleriyle: “Benliğin (kişiliğin) enerjilerini özgürleştirmek için” bunu tecrübe etmelidir. Kişilik, bazı psikoterapi ekollerde olduğu gibi, üstesinden gelinmesi gereken bir şey olarak ele alınmaz; aksine Psikosentez’de amaç “Oluşan parçaları bütünle birleştirmek ve Psikosentez ruhunu oluşturulmaktır.”

Psikosentez yöntemleri

Psikosentez sürecinin çeşitli aşamalarında kullanılması ve uygulanması amacıyla çeşitli psikosentez yöntemleri ve teknikleri geliştirilmiştir. Bu alıştırmaların büyük çoğunluğu, “üst bilinçdışındaki” enerjiyi serbest bırakmak ve gücü ortaya çıkarmak için kullanılır. Assagioli tarafından psikolojiye kazandırılan “üst benlik” kavramı günümüzde çeşitli transpersonel terapi ekollerinde kullanılmaktadır. “Üst benlik” psişik faaliyetin motoru olarak gelişme sürecinin ortaya çıktığı ve hız kazandırdığı merkez olarak kabul edilir. Psikosentez’de uygulanan pek çok kendi kendini tanıma (Farkındalık) deneyimi alıştırması, “üst benliğin” içsel gerçeklik olarak tecrübe edilmesi ve bilinçlilik durumuyla bütünlemesi için tasarlanmıştır.

Assagioli, Psikosentez yöntemi ile yeni bir bilim veya metafiziksel bir yapı oluşturmayı amaçlamamıştır. Psikosentezin çıkışa giden kapıyı gösterdiğini ancak kapının arkasında neyle karşılaşılacağı hakkında bir açıklama yapmadığını belirtmiştir. Herkesin benötesi ruhsal gelişim sürecinin farklı olduğunu ve herkesin ruhsal yolculuğu sonucunun ancak kendisinin bileceği bir süreç olduğunu söylemiştir. Kendisinin öncelikli amacının insan ruhunun potansiyelini ortaya çıkarmak ve bunun için gerekli olan uygulamaları mantıklı ve anlaşılır bir biçimde oluşturmak olduğunu ifade etmiştir.

Psikosentezde içsel süreç

Assagioli, bir psikanalist olarak önemli bir gereksinimi özellikle vurgular: “İnsanın, kendi kendini gerçekten tanıyabilmesi bilinçdışı bölgelerinin mutlaka kapsamlı bir şekilde incelenmesini gerektirir. Öncelikle karar vermemizi güçleştiren ve bizi tehdit eden karanlık güçleri keşfetmek için bilinçdışının derin mağarasına cesurca adım atılması gerekmektedir. Ancak bu sayede bizi sessizce takip veya kontrol eden, aksatan ve içimizdeki enerjiyi yiyip bitiren kabusların veya çocukluk korkularının üstesinden gelebiliriz. Yüksek bir yapı ancak yetirince güçlü ve sağlam bir zeminin üzerinde yükselebilir. Bu nedenle öncelikle içimizde kuytu köşelerde saklanan bu “karanlık odaların” ortaya çıkarılması ve kişiliğimizle bütünleşmesi gerekir.”

Assagioli’nin Vizyonu

Assagioli, Psikosentez’le insanlığın gelişmesine yönelik farklı terapi ekolleri ve dünya görüşleri arasında bir bağlantı kurmayı amaçlayan ve bu bağlantının sürekli geliştirilmeye devam edilmesini hedefleyen bir vizyonu miras olarak bırakmıştır.

Yaratmış olduğu Psikosentez anlayışı bilim, sanat ve din gibi alanlara yeni görüşlerin kendilerine yer bulabilmelerini sağlamıştır. Psikosentez’in geleceğine ilişkin olarak bu kapsamdaki ilerleme ve gelişmelerin bağımsız kurumlar tarafından mutlaka desteklenmesinin gerektiğini düşünen Assagioli’nin görüşlerini aşağıdaki alıntı kısaca özetlemektedir:

 “Bizler, sadece sosyal ve fiziksel düzlemlerde değil aynı zamanda düşünce ve duygularımızın akışı kapsamında da birbirimize bağlıyız ve sürekli etkileşim içerisindeyiz… Sorumluluk duygusu, anlayış, empati ve sevgi zarar görmemelidir çünkü bunlar bizleri birbirimize bağlayan gerçek bedensel organlarımızdır ve bizleri birleştirilen bu zincirler, büyük harflerle kalplerimize işlenmelidir”.

Abdullah ÖZER

Sosyal Hizmet Uzmanı, Aile Danışmanı, Psikoterapist
"European Psychotherapy Training Institute" Başkanı

Ebru ÖZTÜRK

Uzman Psikolog, Klinik Felsefeci, Psikoterapist, Aile Danışmanı, Felsefe Terapisi Eğitmeni, Psikoterapi Eğitmeni

KAPAT
ÖN KAYIT FORMU
Formu doldurun en kısa süre içerisinde biz sizi arayalım