Hayatın Anlamı Nedir?

Hayatın anlamı sorusunun, Maslow’un İhtiyaçlar Piramidi ile ilgisi nedir?

Hayatın anlamına yönelik sorular, psikoterapi uygulamalarımda daima ortaya çıkarlar. Bu tip sorular, özellikle başarılı, kariyer basamaklarında iyi bir konuma ulaşmış ve gelir seviyesi yüksek olan kişilerden gelmektedir. Bu kişilerin büyük olasılıkla hayatlarında aileleri veya partnerleri bulunmaktadır. Çocukları varsa çocuklar, büyüyüp evden ayrılmışlardır. Artık bu kişilerin biraz rahat nefes alma ve para biriktirme zamanı gelip çatmıştır.

Buraya kadar her şey tamam. Peki, şimdi bu kişiler hayatlarına nasıl devam edecek?

Hayatlarına nasıl devam edeceğini ve hayatlarına devam etme motivasyonu neyin sağlayacağını, Maslow’un İhtiyaçlar Piramidi gayet iyi açıklamaktadır.

İşiniz yeterince zorluysa aslında, her şey yolunda demektir. Ancak, işini yeterince zorlayıcı bulmayan kişi uzun bir iş günün sonunda kendi kendine "Bugün ben aslında ne yaptım?" dediğinde, hayatın anlamına yönelik sorular sormaya başlamaktadır. Çoğu zaman da kişiler bu sorulara yönelik tatmin edici herhangi bir cevap bulamaz.

Danışanlarımdan biri de, tam olarak bu sorundan şikâyetçiydi.

İzmir’de uluslararası bir şirkette müdür olarak çalışan 45 yaşındaki Ahmet Bey’e “Hayatın anlamına yönelik sorular sormaya ne zaman başladınız?” sorusunu yönelterek, kendisinden bilgi almak istedim.

"Altı ay kadar önceydi. Yaşadığım mahallede, işinde gayet iyi olan bir ayakkabı tamircisi vardı. Bir gün tamir etmesi için ona bırakmış olduğum ayakkabılarımı geri almak için ona gittiğimde, ayakkabı tamircisi, pırıl pırıl parlayan ve yeni yapılan ayakkabılarımı uzatarak şunları söyledi: "Güzel ayakkabılar. Gerçekten kaliteli. Günümüzde artık zor rastlanan bir şey".

Usta, yüzlerce ayakkabıyla çevrili küçük atölyesinin ortasında duruyordu. Bugün neler yaptığını gayet iyi biliyordu ve bundan gurur duyuyordu. Müşterileri yaptığı işler için minnettardı, çünkü yavaş yavaş artık kaybolmakta olan bir mesleğin son temsilcilerinden biriydi.

Ayakkabıcıyla olan sohbetim sırasında adeta bir tokat gibi, zihnime bir soru takıldı.

Kendi iç dünyamdan gelen küçük ve çirkin bir ses, bana "Peki, ya sen bugün ne yaptın?" sorusunu sordu. Kendi iç sesimi "Üç toplantıya katıldım. Şikayetleri olan bir müşteriyi, kendisiyle konuşarak ikna ettim. Yurtdışındaki yeni bir müşteri için hazırlanan üç tanıtım sunumunu inceledim. Onlarca e-posta cevapladım” diyerek yanıtladım. Sonrasında pencereden dışarıya bakarak, kendi kendime şu soruyu sordum: "Ben aslında ne yapıyorum?" Çok normal ve sıradan bir gündü ve her şey aniden bana anlamsız gelmeye başladı."

Anlattıkları üzerine "Mevcut işinize nasıl başladınız?" sorusunu yönelttim.

"İzmir’de büyük holding şirketine iş başvurunda bulundum. Çalışmış olduğum önceki şirkete iyi hizmetler sağladığım için, onlar da beni işe almak istediler. "Size, reddedemeyeceğiniz güzel bir teklif yapalım" diyerek, esprili bir şekilde beni işe aldılar dedi.

Bu teklif, Ahmet Bey’in o zamana kadar aldığı maaşın iki katıymış. Ayrıca, şirket kendisine özel Audi A 6 marka otomobil tahsis etmişler. Evden çalışma imkânı ve yüksek emeklilik geliri de teklifin diğer artılarıymış.  Ahmet Bey, "O zamanlar evliydim ve bir çocuğumuz vardı. Ayrıca ikinci çocuğu planlıyorduk ve eşimle kendimize ait küçük bir ev sahibi olmayı hayal ediyorduk." dedi.

"İlk yedi sene harika geçti. İlginç müşterilerle tanıştım ve zorlu projelerin üstesinden geldim. İşimden zevk alıyordum. İşim aslında yorucuydu, fakat işimin ve fikirlerimin bana güç verdiğini, hissediyordum. Yirmi kişiden oluşan bir ekip kurmuştum." diyerek konuşmasına devam etti.

"Peki, şimdi değişen ne oldu?" sorusunu yönelterek, kendisinden bilgi almak istedim.

Maslow’un İhtiyaçlar Piramidi, insanları hedef belirlemeye iten ve motive eden unsurları, kolay anlaşılır bir şekilde açıklamaktadır. Bu teori, beş basamak üzerinden tanımlanmaktadır:

  • Fizyolojik İhtiyaçlar

Bu kapsamda, bir insanın yaşamını sürdürmesi için gerekli olan nefes alma, su, yiyecek, uyku ve cinsellik gibi tüm ihtiyaçlar fizyolojik ihtiyaçlar basamağında yer almaktadır. 

  • Güvenlik Gereksinimleri

İnsan, fizyolojik ihtiyaçlarını karşıladığında, daha fazlasını ister ve güvenlik gereksinimi gelişir. Ayrıca, başının üzerinde sağlam bir çatı, güvenli bir iş alanı, acil durumlar için yedek birikim ve duygusal açıdan kararlı bir yapıda olmak için bir aile kurmak ister. Sonrasında, kendi sağlığını düşünmeye başlar. 

  • Sosyal İhtiyaçlar

Bu kapsamda, hayat arkadaşlığı ve aile kurma, arkadaşlar edinme ve bir gruba dahil olma gibi istek ve ihtiyaçlar, dikkate alınır. Bu basamakta, iletişim ve sosyal etkileşim söz konusudur. 

  • Bireysel İhtiyaçlar

Bu kapsamda, güven, takdir, kendi kedini onaylama, başarı, özgürlük ve bağımsızlık ihtiyaçları, dikkate alınır. İnsan, itibarlı ve prestijli olmayı, takdir edilmeyi, saygı görmeyi, kendisine önem verilmesini aynı zamanda, hem ruhsal hem de fiziksel açıdan güçlü olmayı ister. 

  • Kendi Kendini Gerçekleştirme

İnsan, bu aşamada yeteneklerini, potansiyelini ve yaratıcılığını geliştirmek ister. Kendi kişiliğini ve yeteneklerini geliştirme, yaşamını aktif olarak şekillendirme ve yaşamına anlam kazandırma ihtiyacı hisseder.

 ihtiyaç

İhtiyaç Piramidi, kesinlikle insanların motivasyon nedenlerine yönelik somutlaştırılmış bir kalıp değildir, aksine İhtiyaç Piramidi bir yönelim modeli olarak ele alınmaktadır. Ancak, bu sayede toplumların ve halklarının neden belirli aşamalardan geçerek geliştiği, daha kolay bir şekilde anlaşılmaktadır. Örneğin, günlük ihtiyaçlarını karşılayacak ücreti her gün çalışıp kazanmak zorunda olan bir insan, operaya gitmeyi hayal etmemektedir.

Ahmet Bey, bu piramidin ilk dört basamağını sağlamıştır. Şu an hayatında daha farklı şeyler aramaya başlamıştır. İhtiyaçlar Piramidi göz önüne alındığında bu durum aslında çok da şaşırtıcı gelmemektedir.

Bazı insanlar güvenlik gereksinimlerini karşılama aşamasında takılıp kalırlar ve kendilerini daha da güvende hissetmek için, hep daha fazla kazanmanın peşine düşerler.  Bazı insanlar ise, doyumsuz bir şekilde bireysel ihtiyaçlarının peşine düşerler. Daima daha fazla tanınmayı ve daha güçlü olmayı isterler ve kariyer basamaklarında yukarıya doğru çıkmaya devam ettiklerinde, mücadelenin sona ereceğini zannederler.

Ancak İhtiyaçlar Piramidinin beşinci basamağı olan "Kendi Kendini Gerçekleştirme" aşamasında ise, hayatın anlamına yönelik soruların ortaya çıkması muhtemeldir.

Viktor Frankl (1905 - 1997), kişinin motivasyonunu neyin harekete geçirdiğinin açıklanmasına yönelik çağdaşı olan teorileri ve konseptleri yoğun ve kapsamlı bir şekilde incelemiştir. Sigmund Freud’un aksine Frankl, Alfred Adler gibi kişinin motivasyonunu güç ve iktidara ulaşma çabası olarak görmemiştir.

Aksine Frankl, insanı daha çok hayatı anlamaya çalışan manevi bir varlık olarak görmüştür. Ayrıca çalışmaları, bir konuda ikna olmasını sağlamıştır: İnsan, neden dünyada olduğunu bilmek istemektedir. Ve bu istek, insanı hayvandan ayırmaktadır.

Frankl’ın bu görüşü aslında, daha çok kendi geçmişiyle bağlantılıdır. Frankl, İkinci Dünya Savaşı sırasında, toplama kampına dağıtılan bir aileden, hayatta kalmayı başaran tek kişidir. Toplama kamplarında edindiği hayat tecrübelerini, "… her şeye rağmen hayata evet demek" isimli kitabında anlatmıştır. ("... trotzdem Ja zum Leben sagen" - Kitabın Türkçesi "İnsanın Anlam arayışı" olarak çevrilmiştir.)

Frankl, eserinde en korkunç ve insanlık dışı şartlar altında dahi, yaşamın içerisinde hayatın anlamını bulabilmenin mümkün olduğunu anlatmakta ve "Bir sebebi olan kişi, her şeye bir şekilde katlanır" cümlesiyle düşüncesini desteklemektedir. Frankl, kendisinin hayatta kalma "sebebini", yaşananları diğer insanlara anlatmak istemesi olarak açıklamıştır.

frankl

Maslow’a göre İhtiyaçlar Piramidinin değerlerini, çekirdek aile içerisinde öğrenelim.

Bu değerler, şu şekilde örneklendirilebilir: 

  • Cumartesi günlerini daima temizlik günü olarak değerlendiren ve herkesin görev üstlendiği bir ailede, ortalığı toparlamanın, temizliğin ve düzenli olmanın önemi erken yaşta öğrenilir.
  • Hafta sonlarında hep birlikte bir şeyler yapılıp yapılmayacağına veya herkesin kendi odasında kalıp kalmayacağına dair karar ise, eşzamanlı olarak şekillenir.
  • Yemeklerin düzenli olarak aile içerisinde taze pişiriliyor olması (kim tarafından ve hangi tariflere göre) derin dondurulmuş veya konservelerden yapılıyor olması veya hazır yiyecek şirketlerinden sipariş ediliyor olması, yemeğe verilen değeri etkiler.
  • Temel masrafların yanı sıra nelere para harcandığı ve ne için kesinlikle hiç para “harcanmadığı”, bir şeyleri gösterir.
  • Kişisel ve duygusal konuların aile içerisinde konuşulup konuşulmaması ve vücut temasının bulunup bulunmaması, kişinin kendi davranış ve hareket tarzını şekillendirir.
  • Meslek ve para konusundaki davranış ve hareket tarzı, erken yaşta bilinçdışı olarak şekillenir.

"Ailenizde önemli olan değerler nelerdi? Ailenizde hangi kurallar vardı?"

Bu soruları, Ahmet Bey’e yönelttim. Bir süre düşünmesi gerekti ve ardından şunları söyledi:

"Bugünkü bakış açımla değerlendirdiğimde, daha çok güvenlik ve belirsizliklere karşı korku söz konusuydu. Babam, maliyede bir memurdu ve bunu, arkadaş ve tanıdıkların arasında daima gururla anlatırdı. Annem de hemşire olarak çalışıyordu ve emeklilik hayatında hep devlet garantisi altında iyi bir emekli maaşı alınacağından bahsederdi.

On yaşıma geldiğimde, arkadaşlarımla yaptığım konuşmalardan ilk defa memur olunmadan da iyi bir yaşam sürdürülebileceğini öğrendim. Anne ve babamın, mümkün olan her şeye karşı çok sayıda sigortaları vardı. Her yıl, sigorta temsilcisi gelip, sigorta kapsamındaki yeni bir eksikliği anlattığında annem ve babam hemen bunları da, sigorta kapsamına ilave ettirirdi.

Annem, bir devlet hastanesinde hemşireydi ve sık sık devletin asla iflas edemeyeceğini ve bu nedenle de, işinin her zaman güvence altında olduğunu anlatırdı."

Bu sefer "Ailenizde hangi konulara ilişkin az konuşulurdu veya hiç konuşulmazdı?" sorusunu yönelttim.

Ahmet Bey, bana "Hisler ve duygular konusunda hiç konuşulmazdı" cevabını verdi. "Aslında bu durumun ilk defa, eşimin ailesiyle ilk tanışmam sırasında farkına vardım. Eşimin ailesi bana, işimi sevip sevmediğimi, patronumla ve iş arkadaşlarımla iyi anlaşıp anlaşmadığımı sordular. Ayrıca ekip çalışmalarında benim için nelerin önemli olduğunu ve yeni insanları işe alırken hangi prensipleri göz önüne aldığımı öğrenmek istediler.

Anne ve babam ise, bana bugüne kadar daha hiç bu tip sorular sormamışlardı. Anne ve babam, bana sadece daha fazla terfi ettirilip ettirilmeyeceğimi, özel sektördeki işimin hâlâ güvenli durumda olup olmadığını ve neden hâlâ mesleki maluliyet sigortası yaptırmadığımı sorarlardı."

İşinizin beklentilerinizi tam olarak karşılamadığını nasıl anlarsınız?

Tüm insanlar, mesleklerinde hayatın anlam ve bütünlüğünden yoksun kalmazlar. Çünkü bir mesleğin mutlaka eğlenceli olmasının gerekmediği, aksine sadece gerekli olan parayı sağlamasının yeterli olduğunu düşünürler. Bu kişiler için mantıklı ve anlamlı bir yaşam arayışında iş, yaşamın dışındadır.

Mesleğinizde hayatın anlamının eksik olduğunun işaretleri: 

  • Her sabah yataktan kalkarken işkence çeker gibi hissetmeniz.
  • İşyerinde, mesai bitimine ne kadar kaldığını görmek için, çok sık saate bakmanız.
  • Ne zaman işini seven insanlar hakkında bir şeyler okusanız, kıskançlık hissetmeniz.
  • Size, işinizin neden iyi olduğunu sorduğunda, sadece alaycı bir şekilde cevaplamanız.
  • Diğer insanların sizden sadece işinizin ne kadar sinir bozucu olduğunu duyuyor olması.
  • Çıkışı olmayan bir kapana yakalanmış gibi hissediyorsanız.
  • Giderek artan bir şekilde kendinizi boşlukta hissediyor ve her şeyin anlamsız olduğu duygusuna kapılıyorsanız.
  • Ara sıra iş ilanlarına bakıyorsanız.
  • Emekli olana kadar bu pozisyonda kalmaya gerçekten dayanıp dayanamayacağınızı merak ediyorsunuz.
  • Bazen ağır bir hastalığa yakalanmayı hayal ediyorsanız.

Kendi hayatınıza daha fazla anlam kazandırmak için, gündüz hayallerini takip etmek yardımcı olmaktadır.

ozgurluk

Gündüz hayalleri, kişilere, nesnelere, yaşam şartlarına ve içerilerine ilişkin uzun vadeli olarak tekrar eden, yoğun ve yüksek ölçüde olumlu istekler, ihtiyaçlar ve düşüncelerdir.

Bir başka deyişle, gündüz hayalleri, her ne kadar bunları unutmaya çalışsak da bizleri kolayca terk edip gitmeyen istekler ve fikirlerdir.

Bu tip gündüz hayalleri, meslekî açıdan neyi severek yapmak istediğinizin anlaşılması bakımından, önemli yol göstericilerdir.

Bu kapsamda, çocukken veya gençlik dönemizde ne olmak istediğinizin hatırlanması da yardımcı olacaktır. Özel ilgi alanlarınız ve kitaplığınız, bu konuda önemli ipuçları içerirler. Gazetelerde neleri okuduğunuz, televizyonda neleri seyrettiğiniz veya tanımadığınız insanlarla hızlıca sohbete girdiğiniz konular da, bu kapsamda oldukça önemlidir.

Gündüz rüyalarında önemli olan, bu rüyaları birebir kabul etmektense, bunları saklı kalmış isteklerin kodlanmış birer sembolü olarak algılamak ve anlamaktır.

Bu, kişinin kendisine şu soruyu sorabileceği anlamına gelmektedir:

Bu gündüz rüyalarını bu kadar çekici yapan nedir?

Hayatımda neler mümkün olabilirdi?

Bu rüyalar gerçekleşseydi ne yapmama artık gerek kalmazdı?

Bu duruma kişisel duygularımın katkısı ne olurdu?

Tekrardan Ahmet Bey’e dönersek;

Kendisine "Şu andaki mevcut işinizin yerine, ne yapmaktan zevk alırdınız?" sorusunu yönelttim.

"Kesinlikle hiç bilmiyorum" cevabını verdi. "Aslında bunu daha hiç düşünmedim bile."

bilmemek

Neyi istediğinizi bilmek yerine, neyi istemediğinizi bilmek, sizin için ancak teselli olabilir. Çünkü hiçbir şeyi değiştirmek zorunda kalmazsınız ancak yine de mevcut durumdan memnun olmayabilirsiniz.

"Belki de, bunu ortaya çıkarmaktan korkuyorsunuz" sanırım, dedim. "Çünkü bunu tespit etmenizin, ailenize de yansıyabilecek sonuçları olabilecektir. Peki, şimdi bir müdür olarak sürdürmekte olduğunuz hayatınıza işinize son verecek olursanız, anne ve babanız ne derler?".

"Anne ve babam, tamamen delirdiğimi söylerler. Çünkü onlara göre hiç kimse böyle bir işten kendi özgür iradesiyle ayrılmaz. Ayrıca, yüksek düzeyde bir hayat tarzı yaşamaya alıştığı için, bu durum eşimin de pek hoşuna gitmeyecektir. Aynı zamanda, kendimin de nasıl bir tepki göstereceğini bilmiyorum."

Ahmet Bey’e dönerek, "O zaman güzel, bildiğiniz ve ortaya koyabildiğiniz herhangi bir alternatif şu an mevcut değil. Gerçekten de bir şeyleri değiştirmek istiyor musunuz?".

Bu cümle, psikoterapi uygulamamdaki pek hoş olmayan, fakat önemli olan bir sorudur (Anlam-sorusu). Bu soru, aynı zamanda danışan kişinin, bana kendini değiştirme görevini verip vermediğini netleştirme çabasına da hizmet etmektedir.

Danışan kişinin cevabı şöyle oldu: "Aslında istiyorum, bazı şeyleri mutlaka değiştirmek zorundayım. Aksi takdirde, mahvolabileceğimi hissediyorum. Uzun zamandır, başarılı bir şekilde çalışıyordum. Ancak, bunu artık daha fazla sürdürebilecek durumda olduğumu hissetmiyorum."

Hemen duruma müdahale ettim, içerisine girdiği hayal dünyasından onu çekip aldım ve kendisine bir deney yapmayı önerdim. Terapi sırasında, sohbetten uzaklaşıp, daha derin duygulara ve bilinçdışı içeriklere ulaşmak amacıyla, bunu her zaman yaparım. Ahmet Bey, bu deneyi yapmamızı kabul etti.

"Rutin kontrol için doktorunuza gittiğinizi düşünün ve kontrol sonrası, sizinle yaptığı görüşmede, yüzünde oldukça ciddi bir ifade ile size şunları söylediğini varsayın: "Üzgünüm, beyninizde bir tümör var. Ameliyat edilmesi mümkün değil. Ancak, her şey yolunda giderse, beş veya altı yıl daha yaşayabilirsiniz."

"Böylesine insanı şok eden bir haberi aldıktan sonra neleri değiştirirdiniz? Peki, şimdi sizin için ne daha önemli olurdu? Ve artık neleri yapmak istemezdiniz?"

Danışan kişiyi, kendi ölebilirlik durumuyla yüzleştirmeniz ve ona, ne kadar uzun yaşarsa yaşasın, şu ana kadar zaten önemli bir bölümü hali hazırda bitmiş olan yaşamının bir sonu olduğunu açıklamak zorunda kaldığınız için, bu zor bir deneydir.

Ne istediğimizi bilmediğimizde veya bilmemize rağmen, bu doğrultuda çaba göstermediğimizde, bu konuyla ilgilenmek için daha çok zaman var diyerek kendi kendimizi kandırırız. Ancak bu deneyde olduğu gibi danışanı kendi sonuyla yüzleştirme olumlu bir etki yaratır.

Kişi, bu noktada yaşanmamış isteklerini ve rüyalarını ortaya çıkarır ve tecrübe eder.

Ahmet Bey’in yaşadıkları da böyle oldu. Bana ciddi bir şekilde baktı ve şunları söyledi:

"Sadece bir kaç yılım daha kalmış olsaydı, bu bir şeyleri değiştirmenin son gerekçesi olurdu. Artık sunabilecek başka hiç bir bahanem yok!" dedi.

"Hayatınızda yapmak istediğiniz bir şeyi gerçekleştirmek için, kime bahane göstermeniz gerekiyor?" diye kendisine sordum.

Ahmet Bey, biraz mahcup bir şekilde şunları söyledi: "Sanırım, aileme karşı bir bahane sunmam gerekir. Fakat ağır hasta durumda olsaydım, böyle bir durumda bana olumsuz bir şey söyleyemezlerdi."

Bilinçdışı sadakat takıntılarının yaşamımızı sınırlandırması ve daraltması.

Bilinçdışı karışıklıklar nedeniyle çoğu insan, anne-babalarının kendilerine yaşattıkları gibi bir hayatı yaşamanın ve onlarla mümkün olduğunca benzer değerlere sahip çıkmanın, sevgi göstermenin, yükümlülüklerini yerine getirmenin ve şükranlarını yansıtmanın bir işareti olduğuna derinden inanmaktadır.

Bilinçdışına uyumlu hareket etmeye yönelik sadakat yükümlülüğümüz ile kendi ufkumuzu açma ihtiyacımıza ilişkin başkaldırımızın arasındaki uyumsuzluk, ekseriyetle suçluluk hissi duymamıza neden olmaktadır.

Aynı durumdan, Ahmet Bey’in de muzdarip olduğunu düşündüm ve bu nedenle, kendisine şunları söyledim:

"Size, bir cümle söyleyeceğim ve ardından sizden cümleyi söylemenizi rica edeceğim: Benim hayatım bana aittir."

Ahmet Bey, bu cümleyi kendi kendine söylediğinde, tepkisi çok açık ve netti. Başını yavaşça ve anlamlı bir şekilde salladı. Eş zamanlı olarak gözleri nemlendi ve yutkunmak zorunda kadı. Ardından, şunları söyledi: "Bu doğru değil. Hayatın sana ait değil."

Sadece farkında olduklarımızı değiştirebiliriz.

Suyu en son keşfeden balıktır.

Günlük hayatımızda bizi çevreleyeni ve alışmış olduklarımızı, artık onlarla özdeşleştiğimiz için, gerektiği gibi algılayamayız.

Ahmet Bey, güçlü varoluş korkularından şikayetçiydi ve anne ve babasının onayına ihtiyaç duyuyordu. Bu nedenle, kendisini tatmin etmeyen bir meslekte çalışmayı sürdürürken aynı zamanda bu işten ayrılmayı ve yeni bir şeylere başlamayı hayal ediyordu. Bu hayaller ise suçluluk duygusu hissetmesine neden oluyordu. Hayalinde ağır bir hastalığa yakalandığını, hayatını değiştirmesinin bu sayede mümkün olabildiğini, böylece hayatını istediği gibi ve kendisine uygun şekilde yaşayabildiğini düşlüyordu

Ahmet Bey’le seanslarımız sırasında, anne ve babasının değerlerine karşı hissettiği sadakat üzerinde çalıştık. Sonrasında eğer hayatı gerçekten kendisine ait olsaydı, ne gibi mesleki ve kariyer isteklerinin ortaya çıkabileceğini araştırdık.

Bu çalışma, genel itibarıyla oldukça duygusaldı çünkü Ahmet Bey, on yıllar içerisinde edindiği birikim ve deneyimleri bir çırpıda kenara atamayacağını şahsen tecrübe etti. Sonrasında anne-babasına ve onların değerlerine karşı gösterdiği sadakatin bedelinin farkına vardığında, şiddetli üzüntü ve keder hissetti.

Ancak şimdi...artık değişim mümkün...

Abdullah ÖZER

(Sosyal Hizmet Uzmanı, Klinik Psikoloji Uzmanı, Aile Danışmanı, Psikoterapist ve "European Psychotherapy Training Institute" Başkanı)

Aralık/2019 * İzmir/Türkiye

KAPAT
ÖN KAYIT FORMU
Formu doldurun en kısa süre içerisinde biz sizi arayalım