Hipnoz ve Psikoterapi Yöntemleri: Psikanalizden Sistemik Terapiye Hipnoterapinin Bütünleştirici Gücü

Mag. Abdullah Özer, M.Sc. – Meaning & Existence Institute, London. (Abdullah Özer is a Psychotherapist, Hypnotherapist and Author based in London. As a German citizen, he offers psychotherapy sessions in Turkish, German and English, tailored to the individual needs of each client.)

Meta Başlık

Hipnoz ve Psikoterapi Yöntemleri: Hipnoterapinin Bütünleştirici Gücü

Meta Açıklama

Hipnoz psikanaliz, davranışçı terapi, bilişsel terapi, hümanistik terapi ve sistemik terapiyle nasıl birleşir? Abdullah Özer hipnoterapinin psikoterapideki bütünleştirici rolünü anlatıyor.

Anahtar Kelimeler

hipnoz, hipnoterapi, psikoterapi, Ericksonian hipnoterapi, ego state terapisi, bilinçdışı, trans

Hipnoz Bir Teknikten Daha Fazlasıdır

Hipnoz çoğu zaman yanlış anlaşılmış, kimi zaman sahne gösterileriyle karıştırılmış, kimi zaman da yalnızca “telkin verme” yöntemi gibi görülmüştür. Oysa klinik hipnoz ve modern hipnoterapi, psikoterapinin çok farklı ekolleriyle temas edebilen, onları derinleştirebilen ve bazen de birbirine bağlayabilen çok özel bir çalışma alanıdır.

Hipnoz yalnızca danışanı gevşetmek değildir.
Yalnızca göz kapatmak değildir.
Yalnızca “şimdi rahatla” demek değildir.
Yalnızca semptomu ortadan kaldırmaya çalışan mekanik bir yöntem hiç değildir.

Hipnoz, insan zihninin farklı çalışma biçimlerine ulaşmanın bir yoludur.

Bazen beden üzerinden çalışır.
Bazen imge üzerinden.
Bazen anı üzerinden.
Bazen iç parçalar üzerinden.
Bazen ilişki örüntüleri üzerinden.
Bazen davranışsal prova üzerinden.
Bazen de insanın anlam dünyasına, varoluşsal arayışına ve derin bilinçdışı sembollerine temas eder.

Bu nedenle hipnoz, tek başına kapalı bir terapi ekolü olmaktan çok, farklı psikoterapi yaklaşımlarının içine girebilen, onları canlandıran, hızlandıran ve derinleştiren bir unsur gibidir.

Dirk Revenstorf’un güzel metaforuyla söylersek: Hipnoz, terapinin hamurundaki maya gibidir. Hamurun kendisi değildir; fakat doğru kullanıldığında hamuru kabartır, dönüştürür, canlı hale getirir.

Hipnoz Neden Psikoterapiler Arasında Köprü Kurabilir?

Günümüzde psikoterapi alanında tek bir ekolün bütün insan sorunlarını açıklayabileceğine inanmak giderek zorlaşmaktadır. İnsan yalnızca davranıştan ibaret değildir. Yalnızca bilinçdışı çatışmalardan ibaret değildir. Yalnızca düşüncelerinden ibaret değildir. Yalnızca aile sistemi ya da sosyal çevresinden ibaret değildir.

İnsan çok katmanlıdır.

Bedeni vardır.
Duyguları vardır.
Düşünceleri vardır.
Anıları vardır.
Travmaları vardır.
İç parçaları vardır.
İlişkileri vardır.
Semptomları vardır.
Anlam arayışı vardır.
Bilinçdışı vardır.

Bu yüzden etkili psikoterapi çoğu zaman bütünleştirici bir bakış ister. Hipnoz tam da burada önemli hale gelir. Çünkü hipnoterapi, insanın farklı katmanlarına aynı anda ulaşabilen özel bir iletişim biçimi sunar.

Hipnoz sayesinde danışan yalnızca konuşmaz; deneyimler.
Yalnızca analiz etmez; hisseder.
Yalnızca düşünmez; imge kurar.
Yalnızca hatırlamaz; yeniden yaşantılar.
Yalnızca sorununu anlatmaz; iç kaynaklarıyla temas eder.

Bu yönüyle hipnoz, psikoterapinin teorik dünyası ile danışanın yaşayan deneyimi arasında güçlü bir köprü oluşturur.

1. Ritüel Bir Terapi Biçimi Olarak Hipnoz

Hipnozun kökleri modern psikolojiden çok daha eskidir. Şamanik törenlerde, dini iyileştirme ritüellerinde, beden-zihin bütünlüğünü hedefleyen geleneksel uygulamalarda trans benzeri haller binlerce yıldır kullanılmıştır.

Elbette modern klinik hipnoz, büyüsel ya da mistik açıklamalara dayanmaz. Fakat tarihsel olarak bakıldığında hipnozun bir “ritüel” boyutu olduğu açıktır.

Ritüel burada küçümseyici bir kelime değildir. Ritüel, gündelik iletişimden farklı bir alan açar. Danışana şunu hissettirir:

“Şimdi sıradan bir konuşmanın dışında, özel bir çalışma alanına giriyoruz.”

Bu alanın bazı unsurları vardır:

Terapistin güven veren varlığı.
Seansın belirli bir yapısı.
Danışanın dikkatinin içe yönelmesi.
Gündelik bilinçten farklı bir deneyim atmosferi.
Bedenin yavaşlaması.
Duygusal yoğunluğun artması.
İmgesel dünyanın canlanması.
Terapötik ilişkinin güçlenmesi.

Bu anlamda hipnoz, psikoterapide yalnızca teknik bir araç değil, danışanın iç dünyasına geçişi kolaylaştıran ritüelize edilmiş bir deneyim alanıdır.

Hipnoz, Meditasyon, Yoga ve Şamanik Trans Arasında Benzerlik Var mı?

Hipnoz, meditasyon, yoga ve şamanik trans arasında bazı ortak noktalar vardır. Hepsinde dikkat değişir. Hepsinde sıradan bilinç hali farklılaşır. Hepsinde beden, algı, zaman hissi ve içsel deneyim yeniden örgütlenebilir.

Fakat hipnozun önemli bir farkı vardır: Hipnoz terapötik amaçla yönlendirilebilir.

Meditasyonda amaç çoğu zaman gözlem, farkındalık ya da zihinsel sükûnettir.
Yogada beden-zihin bütünlüğü daha belirgindir.
Şamanik transta sembolik ve ritüel yön daha ağır basar.
Hipnoterapide ise danışanın belirli bir psikolojik ihtiyacı, semptomu, travması, davranış örüntüsü ya da içsel çatışması terapötik olarak ele alınır.

Bu nedenle hipnoz hem kadim trans gelenekleriyle akrabadır hem de modern psikoterapi içinde klinik olarak yapılandırılabilir.

2. Psikodinamik Terapi ve Hipnoz

Hipnozun psikoterapi tarihindeki en önemli bağlantılarından biri psikanalizledir. Freud, kariyerinin başlarında hipnozu öğrenmiş ve kullanmıştır. Özellikle histeri, travmatik anılar, bastırılmış duygular ve bedensel semptomlar bağlamında hipnoz erken psikanalitik çalışmaların merkezindeydi.

Freud ve Breuer’in çalışmalarında, semptomların çoğu zaman bastırılmış ya da dissosiye olmuş yaşantılarla bağlantılı olduğu düşünülüyordu. Danışan gündelik bilinç halinde bu yaşantıya ulaşamaz; fakat trans halinde unutulmuş ya da ayrışmış duygusal sahnelere yaklaşabilir.

Bu açıdan hipnoz, psikodinamik terapide şu işlevleri görebilir:

Bastırılmış duygulara yaklaşmak.
Dissosiye olmuş anı parçalarını fark etmek.
Semptomun bilinçdışı anlamını keşfetmek.
Çocukluk deneyimlerine güvenli biçimde temas etmek.
Aktarım ilişkisini terapötik olarak kullanmak.
İçsel parçaları görünür hale getirmek.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Modern hipnoterapide amaç danışanı travmatik anıya zorla götürmek değildir. Bilinçdışı, kapısı tekmeyle açılacak bir oda değildir. Özellikle travma çalışmalarında güvenlik, regülasyon ve kaynak oluşturma birincil önemdedir.

Hipnoz ve Dissosiyasyon

Psikodinamik açıdan hipnozun en önemli kavramlarından biri dissosiyasyondur. Dissosiyasyon, kişinin bazı duygu, anı, beden duyumu ya da benlik parçalarını gündelik bilinçten ayırmasıdır.

Bu bazen patolojik olabilir.
Ama bazen de koruyucudur.

Çocuklukta çok zor bir deneyim yaşayan kişi, o deneyimin tüm duygusal yükünü taşıyamadığında zihnin bir bölümü bunu ayırabilir. Yıllar sonra bu ayrılmış parça bir semptom, korku, beden duyumu, ilişki problemi ya da içsel donma biçiminde geri dönebilir.

Hipnoz bu ayrılmış parçalarla daha yumuşak, sembolik ve güvenli temas kurmak için kullanılabilir.

Bu bağlamda Ego-State Therapy ile hipnoterapinin ilişkisi çok önemlidir. Çünkü Ego-State yaklaşımı, kişinin içinde farklı yaşantı durumları, koruyucu parçalar, çocuk parçalar, öfkeli parçalar, kaygılı parçalar, işlevsel yetişkin parçalar olabileceğini kabul eder.

Hipnoz, bu parçaların birbirini duymasını, anlamasını ve bütünleşmesini kolaylaştırabilir.

3. Davranışçı Terapi ve Hipnoz

İlk bakışta hipnoz ile davranışçı terapi birbirinden çok farklı görünebilir. Davranışçı terapi daha çok gözlenebilir davranış, öğrenme, maruz bırakma, tekrar, beceri geliştirme ve alışkanlık değişimiyle ilgilenir. Hipnoz ise içsel deneyim, imge, trans ve telkinle ilişkilidir.

Fakat gerçekte bu iki yaklaşım güçlü biçimde birleşebilir.

Davranışçı terapide danışan çoğu zaman bir davranışı önce zihinsel olarak prova eder, sonra gerçek yaşamda uygular. Hipnoz bu zihinsel provayı çok daha canlı, yoğun ve etkili hale getirebilir.

Örneğin sosyal kaygısı olan bir danışan düşünelim.

Klasik davranışçı yaklaşımda kişi sosyal ortamlara küçük adımlarla maruz bırakılabilir.
Hipnoterapide ise önce trans halinde güvenli bir sosyal ortam imgesi kurulabilir. Danışan bedeninde daha rahat bir duruşu, nefesini, ses tonunu, göz temasını, içsel güven hissini prova edebilir.

Bu, gerçek yaşam uygulamasına hazırlık sağlar.

Hipnoz Davranış Değişimine Nasıl Yardımcı Olur?

Hipnoz davranış değişiminde şu yollarla etkili olabilir:

Kaynak durumlarını aktive eder.
Korkulan durumları zihinde daha güvenli hale getirir.
Gelecekteki başarılı davranışı prova ettirir.
Bedensel rahatlama ile yeni öğrenme arasında bağ kurar.
Engelleyici iç sesleri geçici olarak yumuşatır.
Posthipnotik telkinlerle davranışsal devamlılık sağlar.
Danışanın “bunu yapabilirim” hissini artırır.

Örneğin bir danışan topluluk önünde konuşmaktan korkuyorsa, hipnoz içinde gelecekteki bir sunum sahnesi çalışılabilir. Danışan kendisini sahnede daha dik, daha sakin, daha merkezlenmiş olarak deneyimleyebilir. Bu yalnızca hayal kurmak değildir; sinir sistemi için bir tür prova alanıdır.

Zihin, canlı biçimde deneyimlenen imgesel prova ile gerçek davranış arasında güçlü bağlantılar kurabilir.

4. Hümanistik Terapi ve Ericksonian Hipnoz

Klasik hipnoz çoğu zaman otoriter bir modelle ilişkilendirilmiştir:

“Şimdi uyuyacaksın.”
“Artık korkmayacaksın.”
“Bu belirti yok olacak.”
“Bilinçaltın bunu yapacak.”

Bu yaklaşım danışanı pasif hale getirebilir. Terapisti güçlü, danışanı edilgen bir konuma yerleştirebilir.

Milton H. Erickson ile birlikte hipnoz bambaşka bir yöne evrilmiştir. Ericksonian hipnoterapi, danışanın kendi iç kaynaklarına, bireyselliğine, özgün diline ve bilinçdışı arayış süreçlerine saygı duyar.

Bu nedenle Ericksonian hipnoterapi, hümanistik terapiyle derin bir akrabalık taşır.

Carl Rogers’ın danışan merkezli yaklaşımında olduğu gibi, Ericksonian terapide de danışanın içinde çözüm potansiyeli olduğu kabul edilir. Terapist çözümü danışana dışarıdan dayatmaz; danışanın kendi bilinçdışı zekâsının çözümü bulmasına yardım eder.

Ericksonian Hipnoterapinin Temel İlkeleri

Ericksonian yaklaşımda bazı temel ilkeler vardır:

Utilisation: Danışanın getirdiği her şey terapötik olarak kullanılabilir. Direnç, semptom, kişilik özelliği, alışkanlık, ilgi alanı, mizah, öfke, şüphe, hatta terapiye karşı mesafe bile çalışmanın parçası olabilir.

Dolaylılık: Değişim çoğu zaman doğrudan emirle değil, ima, metafor, hikaye ve çağrışım yoluyla kolaylaşır.

Minimal değişim: Bazen küçük bir değişiklik bütün sistemi etkiler. Bir davranışın, düşüncenin ya da bedensel tepkinin küçük bir yerinden çalışmak büyük dönüşümler başlatabilir.

Bilinçdışına güven: Bilinçdışı yalnızca bastırılmış materyallerin deposu değil, aynı zamanda yaratıcı çözüm kapasitesidir.

Danışanın ritmine uyum: Terapist danışanı zorlamaz; onun dilini, temposunu, dünyasını ve kaynaklarını kullanır.

Bu yaklaşım, Psikosentez’de benimsediğimiz modern hipnoterapi anlayışına çok yakındır. Danışan bir “suje” değildir. Danışan, kendi iç dünyasının aktif öznesidir.

5. Bilişsel Terapi ve Hipnoz

Bilişsel terapi, kişinin düşüncelerini, inançlarını, yorumlarını ve iç konuşmalarını ele alır. Kaygı, depresyon, özgüven sorunları ve ilişki problemlerinde kişinin kendisi, dünya ve gelecek hakkındaki inançları büyük önem taşır.

Örneğin:

“Ben yetersizim.”
“Kimse beni sevmez.”
“Hata yaparsam rezil olurum.”
“Kontrolü kaybedersem kötü bir şey olur.”
“Ben güçlü değilim.”
“Geçmişim yüzünden değişemem.”

Bilişsel terapi bu düşünceleri sorgular, yeniden yapılandırır ve daha işlevsel düşünceler geliştirmeye çalışır.

Hipnoz burada çok önemli bir derinlik sağlar. Çünkü bazı inançlar yalnızca mantıkla değişmez. Kişi “mantıken” bunun doğru olmadığını bilir ama yine de bedeninde, duygusunda ve bilinçdışında eski inanç devam eder.

İşte hipnoz, düşüncenin yalnızca rasyonel düzeyde değil, imgesel, bedensel ve duygusal düzeyde yeniden örgütlenmesine yardım eder.

Bilinçdışının Dili: İmge, Metafor ve Sembol

Bilinçli zihin çoğu zaman mantıkla çalışır.
Bilinçdışı ise daha çok imge, çağrışım, sembol, duygu ve beden diliyle çalışır.

Bu nedenle bir danışana yalnızca:

“Kendinize güvenmelisiniz.”

demek çoğu zaman yeterli olmaz.

Ama trans içinde danışanın geçmişte güçlü hissettiği bir anıya gitmesi, o anının bedensel duyumunu yeniden yaşaması, o güven duygusunu bugünkü bir duruma taşıması çok daha etkili olabilir.

Burada bilişsel değişim yalnızca düşünce düzeyinde değil, deneyim düzeyinde gerçekleşir.

Kişi yalnızca “Ben daha güçlüyüm” demez.
Bir an için gerçekten güçlü olmanın bedenini hisseder.

Bu fark klinik olarak çok önemlidir.

6. Sistemik Terapi ve Hipnoz

Sistemik terapi, bireyi tek başına izole bir varlık olarak değil, ilişkiler ağı içinde ele alır. Aile, çift ilişkisi, sosyal çevre, kültür, iş yaşamı ve iletişim örüntüleri kişinin psikolojik durumunu etkiler.

Hipnoz sistemik terapiyle iki düzeyde birleşebilir.

Birincisi, kişinin iç dünyası da bir sistemdir. İçinde farklı parçalar, sesler, ihtiyaçlar, korkular, koruyucu stratejiler ve çatışan yönler vardır.

Bir yan değişmek ister.
Bir yan korkar.
Bir yan öfkelenir.
Bir yan vazgeçer.
Bir yan hâlâ umut eder.
Bir yan çocuktur.
Bir yan ebeveyn gibi konuşur.
Bir yan terapiden bile şüphe eder.

Hipnoz bu iç sistemi görünür hale getirebilir.

İkincisi, hipnoz dış ilişkiler sistemini imgesel düzeyde çalışabilir. Danışan annesiyle, babasıyla, partneriyle, çocuğuyla, geçmişteki bir figürle ya da gelecekteki kendi benliğiyle sembolik bir karşılaşma yaşayabilir.

Bu, gerçek yaşam ilişkilerinde yeni bir pozisyon almayı kolaylaştırabilir.

Küçük Bir Değişim Bütün Sistemi Etkileyebilir

Sistemik terapide önemli ilkelerden biri şudur: Bir sistemin küçük bir noktasındaki değişim, bütün sistemi etkileyebilir.

Hipnoterapide de bu çok sık görülür.

Danışan yalnızca bir cümleyi değiştirir.
Bir iç imge farklılaşır.
Bir beden duyumu yumuşar.
Bir çocuk parça artık yalnız olmadığını hisseder.
Bir gelecek sahnesi daha mümkün görünür.
Bir korku imgesinin rengi, mesafesi ya da sesi değişir.

Bazen bu küçük değişim, danışanın günlük yaşamında büyük bir farklılaşma başlatır.

Bu nedenle hipnoz, sistemik terapinin “küçük müdahale – büyük etki” mantığıyla da uyumludur.

Hipnozun Beş Temel Fonksiyonu

Hipnoterapinin psikoterapiye katkısını daha iyi anlamak için hipnozun temel işlevlerini ayırmak faydalıdır.

1. Düzenleyici / Harmonize Edici Fonksiyon

Trans hali bedeni ve sinir sistemini düzenleyebilir. Nefes yavaşlar, kas tonusu değişir, stres yanıtı azalabilir, kişi içsel bir toparlanma hissedebilir.

Bu işlev özellikle kaygı, panik, uyku sorunları, bedensel gerginlik ve stres yönetiminde önemlidir.

2. Odaklayıcı Fonksiyon

Hipnoz dikkati belirli bir içeriğe yoğunlaştırır. Danışan gündelik dikkat dağınıklığından uzaklaşarak bir imgeye, anıya, duyguya, bedensel duyuma ya da gelecekteki hedef durumuna odaklanabilir.

Bu, terapiyi derinleştirir.

3. Regresif Fonksiyon

Hipnoz bazı durumlarda kişiyi geçmiş yaşantılara, çocukluk duygularına ya da eski ilişki örüntülerine yaklaştırabilir. Burada amaç geçmişe saplanmak değil, geçmişte donmuş kalan duygusal malzemeyi bugünkü güvenli terapötik ilişki içinde yeniden işlemektir.

4. Parçalarla Çalışma Fonksiyonu

Trans halinde kişinin farklı ego-state’leri, iç parçaları ya da bilinçdışı temsil sistemleri daha görünür olabilir. Örneğin kaygılı çocuk parça, koruyucu öfkeli parça, mükemmeliyetçi parça, yalnız parça, güçlü yetişkin parça gibi.

Bu, Ego-State Therapy açısından çok değerlidir.

5. Anlam ve Sembol Fonksiyonu

Hipnoz bazen danışanın derin sembolik dünyasına ulaşır. Rüyalar, imgeler, içsel rehber figürleri, yollar, evler, kapılar, ormanlar, denizler, dağlar, çocukluk mekânları ve benzeri semboller terapötik anlam taşıyabilir.

Bu boyut, özellikle varoluşçu psikoterapi ve Jungcu perspektifle de birleşebilir.

Hipnoz Semptom Odaklı mı, Problem Odaklı mı Kullanılmalı?

Hipnoz hem semptom odaklı hem de problem odaklı kullanılabilir.

Semptom odaklı kullanımda doğrudan belirtiyle çalışılır.

Örneğin:

Ağrı azaltma.
Sınav kaygısını düzenleme.
Uykuya geçişi kolaylaştırma.
Panik anında nefesi düzenleme.
Sigara isteğini azaltma.
Fobik tepkiyi yumuşatma.

Problem odaklı kullanımda ise semptomun arkasındaki psikolojik yapı araştırılır.

Örneğin:

Bu panik ne zaman başladı?
Bu ağrı hangi duygusal bağlamda artıyor?
Bu fobi hangi kontrol ihtiyacıyla bağlantılı?
Bu sigara davranışı hangi iç parçayı yatıştırıyor?
Bu insomnia hangi performans kaygısıyla sürüyor?
Bu cinsel belirti hangi korku, utanç ya da ilişki örüntüsüyle ilişkili?

Modern hipnoterapi çoğu zaman bu iki düzeyi birlikte kullanır. Önce semptomu hafifletmek, sonra semptomun arkasındaki dinamiği anlamak gerekir.

Hipnoz Neden Psikoterapiyi Hızlandırabilir?

Hipnoz psikoterapiyi bazı durumlarda hızlandırabilir çünkü doğrudan deneyim düzeyinde çalışır.

Konuşma terapisinde danışan bir konuyu anlatır.
Hipnoterapide ise o konunun içsel temsilini deneyimleyebilir.

Örneğin “kendimi değersiz hissediyorum” diyen danışan, trans içinde bu değersizliğin bir imgesini, beden duyumunu, sesini, yaşını, konumunu fark edebilir. Sonra bu parçayla ilişki kurabilir. Onu dönüştürmek için yeni kaynaklar getirebilir.

Bu, soyut konuşmayı somut bir iç yaşantıya dönüştürür.

Hipnoz bu nedenle bazen yıllardır konuşulan bir konunun daha kısa sürede duygusal olarak işlenmesine yardımcı olabilir.

Ama burada önemli bir uyarı gerekir: Hipnoz hızlı olabilir, fakat aceleci olmamalıdır. Bilinçdışı süreçlere saygı, güvenlik ve etik sınır her zaman önceliklidir.

Psikosentez Yaklaşımı: Bütünleştirici Hipnoterapi

Psikosentez’de hipnoz, tek başına mucizevi bir yöntem olarak değil, bütünleştirici bir psikoterapi yaklaşımının parçası olarak ele alınır.

Çalışmalarımızda hipnoz şu alanlarla birlikte düşünülebilir:

Ericksonian Hipnoterapi
Ego-State Therapy
Varoluşçu Psikoterapi
Logoterapi ve anlam merkezli yaklaşım
Travma bilgili çalışma
Beden odaklı regülasyon
Psikodinamik formülasyon
Sistemik bakış
Kaynak odaklı terapi
Klinik metafor çalışmaları

Bu bütünleştirici yaklaşımda amaç, danışanı belirli bir yöntemin içine sıkıştırmak değil; yöntemi danışanın ihtiyacına göre şekillendirmektir.

Çünkü her danışanın iç dünyası farklıdır.
Her semptomun anlamı farklıdır.
Her bedenin hafızası farklıdır.
Her ilişki örüntüsü farklıdır.
Her insanın iyileşme yolu farklıdır.

Hipnoz Terapinin Mayasıdır

Hipnoz, psikoterapide yalnızca bir teknik değildir. Psikanalizle birleştiğinde bilinçdışı çatışmalara ve dissosiye yaşantılara ulaşabilir. Davranışçı terapiyle birleştiğinde yeni davranışların zihinsel provasını güçlendirebilir. Hümanistik terapiyle birleştiğinde danışanın kaynaklarını ve öznel dünyasını merkeze alabilir. Bilişsel terapiyle birleştiğinde düşünce kalıplarını daha derin deneyim düzeyinde dönüştürebilir. Sistemik terapiyle birleştiğinde hem iç hem dış ilişkiler sisteminde küçük ama etkili değişimler başlatabilir.

Hipnoz bu yüzden psikoterapinin hamuruna katılan maya gibidir.

Tek başına un değildir.
Tek başına su değildir.
Tek başına ateş değildir.
Ama doğru karışımda bütün yapıyı dönüştürür.

İyi uygulandığında hipnoz, danışanın kendi bilinçdışı kaynaklarıyla temas etmesini sağlar. Ve belki de psikoterapinin en derin cümlesi burada saklıdır:

İyileşme çoğu zaman dışarıdan verilen bir şey değil, içeride zaten var olan ama ulaşılması gereken bir imkândır.

Hipnoterapi, bu imkâna açılan yollardan biridir.

Online Hipnoterapi ve Psikoterapi Desteği

Psikosentez Enstitüsü bünyesinde hipnoterapi ve psikoterapi çalışmaları, kişinin ihtiyacına göre bütünleştirici bir yaklaşımla yapılandırılır. Ericksonian hipnoterapi, Ego-State Therapy, varoluşçu psikoterapi ve kaynak odaklı yöntemler, danışanın iç dünyasına ve klinik ihtiyacına uygun biçimde bir araya getirilebilir.

Kaygı, panik atak, travma sonrası zorlanmalar, özgüven sorunları, ilişki problemleri, uyku sorunları, psikosomatik belirtiler veya tekrarlayan içsel döngüler yaşıyorsanız, profesyonel destek alabilirsiniz.

Ücretsiz 30 dakikalık online ön görüşme ile sürecin sizin için uygun olup olmadığını birlikte değerlendirebiliriz.