Üniversite öğrencisinin uyum yolculuğu

Stresli sınavlardan geçerek kazanılmış bir üniversite, sorunların da bittiği nokta gibi görülür. Üniversite öğrencileri ile birebir ve atölye çalışmaları yapan Uzman Psikolog Ebru Özer’in gözlemleri ise ergenlikle genç erişkinlik arasındaki bu çağda da sorunların devam ettiği yönünde. Her yıl ortalama 3 bin öğrenci ile teması bulunan Özer, üniversite öğrencilerinin sorunlarını ve çözmek için yaptıkları uygulamaları anlattı. (2019)

Uzman Psikolog, Klinik Felsefeci,Aile Danışmanı Ebru ÖZER

 Eğitim planlamasında aileler ve öğrencinin gözünde, üniversiteye ulaşmak bütün sorunları çözecek gibi düşünülür. Oysa burada da yeni bir aşama başlıyor. Üniversiteye gelen öğrencinin karşılaştığı sorunlar neler?

Üniversite öğrencileri pek çok sorunla gelebiliyor. Hangi sorunlarla gelinmiş diye her dönem liste çalışması yapıyoruz. Yurt öğrencileri ile birebir görüşüyorum, Uludağ Üniversitesi ve Bursa Teknik Üniversitesi öğrencileri üzerinden genel bir profil çıkarmak mümkün. Ortalama 3 bin öğrenciye ulaşıyoruz. Öğrenciler ne gibi şikayetlerle geliyor? Dünyaları nasıl? Sıkıntıları neler? Bunlara dair genel bilgilere ulaşıyoruz. Dersler ve okula uyumla ilgili sene başında yeni gelen öğrencilere yönelik bir uyum programı yapıyoruz. Bakanlık da buna çok önem veriyor. Bu uyum programında, aileden ilk koptukları nokta olduğundan, bir de ergenlikle genç erişkinlik arasında ilk adımı attıkları evre olduğu için çok önemli. Bu dönem biraz zor bir süreçtir. Çünkü tam olarak özerkler mi, hayatlarıyla ilgili bir takım kararları tek başlarına almaları gereken durumlar var ama aynı zamanda da halen ergenliğin getirdiği gelgitleri de yaşıyorlar, bu noktada belirli bir rehberliğe ihtiyaç duyuyorlar. “Ne yapacağım ben?” sorgulaması içinde oluyorlar. Aile özlemi var. “Ailemden ayrıldım tek başıma nasıl karar alabilirim?” diye düşünüyorlar. Akran iletişimi bu noktada çok önemli.

Akran iletişimi henüz bir yıl evvel okuduğu liseye göre nasıl bir farklılık gösteriyor?

Üniversitedeki akran iletişimini lisedeki ilişkilerden ayıran, burada ortak özelliklere göre ortamların oluşması, bir çevreye girme süreci başlıyor. Lise döneminde biraz daha akranlar nereye götürürse oraya gitme eğilimi var iken, bu aşamada artık ben bir bireyim, kendi seçimlerimi yapabiliyorum, kendi seçimlerim doğrultusunda akranlarımla iletişim kuruyorum gibi bir noktaya geliyorlar. Burada bir anlamda özerklik ve özgürlük süreci var.

"SORUMLULUK OLMADAN BİR ÖZGÜRLÜK SÖZ KONUSU DEĞİL"

Özgürleşiyorlar ama bir yandan da bunu sorguluyorlar mı?

Çocuklar ergenlik döneminden itibaren bir isyan süresinde ve özgürleşmek istiyorlar. Ama diğer bir nokta da sorumluluk da taşımaya başlıyorlar. Hiçbir zaman sorumluluk olmadan bir özgürlük söz konusu değil. Birey olmaya başlıyorlar ve o özgürlükle birlikte kendi yaşamının sorumluluklarını da taşımayı göze almaya başlıyor. Onların arkasını toplayan bir anne baba yok burada. Artık karar verirken hangisi doğru, hangisi yanlış, değer yargılarını neye göre üretecekler, bunlar çok önemli.

Uyum sürecinde neler yapılıyor?

Biz şu ana başlıklarda toplayabiliyoruz uyum sürecini; okula uyum, aileden ayrılma ve yeniden özerkleşmeye uyum, arkadaşlık ilişkilerine uyum, yurda uyum, toplu yaşama uyum, ailesinin yanında kendi odasında tek başına yaşayan bir bireyken burada topluluk içinde yaşama giriyor, bunun avantajları ve dezavantajları neler… Böyle bir program yapıyoruz. Bunun haricinde bir de önemli olan diğer başlıklar da kendini tanıma adı altında toplanıyor. Zaman psikoloji atölyeleri, felsefe atölyeleri yapıyorum. Bakanlık bize böyle bir uygulama imkanı sağlıyor ve bu atölyelerin başlıklarını ve içeriklerini biz doldurabiliyoruz. Öğrencilerin neye ihtiyacı varsa ona göre çalışmalarda bulunuyoruz. Her dönem kendini tanımayla ilgili bir atölye yapıyorum. Ben kimim sorusu ön plana çıkmaya başlıyor.

Sorgulama, üniversite ile mi başlıyor?

Ergenlikten itibaren var bu sorgulama, kendini bulma arayışı ama o zamanlar kendini bulma çok da içe dönük bir sorgulamayla değil de, dışarıda bir şeyler var ve ben bir gruba ait olmalıyım gibi bir çıkışla, ayrısılıkla oluşurken artık yavaş yavaş yetişkinliğe erişildiği için; “Benim sınırlarım limitlerim neler?”, “Evet dediklerim ve hayır dediklerim neler?”, “Neler beni cezbediyor?”, “Neler beni alıkoyuyor?”, “Neye üzülürüm, nelere sevinirim?”… Hepsi aslında bir süreç içerisinde kendini tanımaya doğru gidiyor.

EĞİTİM VE KARİYER YOLUNDA MİZAÇ TESTLERİ ÖNEMLİ

Kendini tanımak bireyin hayatında neleri etkiler?

Kendini tanıma doğru şekilde yapılırsa meslek ve bölüm seçimi en temelde kişi olmaya, kendini tanımaya dayanıyor. Sağlıklı bir birey olabilmek için çocuklara lise döneminden bile önce hatta okul öncesi dönemde bile uygulanan pek çok mizaç testleri var, yurtdışında da pek çok programda uygulanan, ülkemizde de yavaş yavaş uygulaması yaygınlaşıyor. Bence PDR’cilerin okullardaki rehber öğretmenlerin de aracılığıyla daha bilinçli bir şekilde bu testleri uygulayabilmesi etkili olacaktır.

Testler küçük yaşlarda da uygulanabiliyor mu?

Mesela enagram testleri var mizaca yönelik, daha anaokulundan itibaren çocuğun mizacı oluşuyor. O dönemde daha çocuğun mizacını belirleyip, o mizaçlar doğrultusunda nelere ilgililer, gelişim noktaları ve stres noktaları neler tespit edilebiliyor. Her birey farklı, hepimiz insan olma noktasında birleşiyoruz ama her birimiz tek ve biriciğiz. Örneğin stres tölerasyonu farklılık gösterebilir, bu da belli bir mizaç yapısı, farklı ailelerden gelmek, farklı ebeveyn tutumuyla yetişmekle de çok ilgili. Sadece mizaca dayalı dersek çok belirlenimci oluruz ancak hepsini göz önünde bulundurarak ailelerin özellikle en temelde 0-6 yaş döneminde ailenin çocuğa tutumu çok önemli çünkü orada belirgin düzeyde çocukta bir patoloji oluyor ya da olmuyor, hatta hangi noktada olacağı belirleniyor. Hepimizde insan olma özü var ve mizacımız o çekirdek doğrultusunda yapılanıyor. İşte o çekirdeğe göre çocuk yanlış bir tutuma maruz kaldı, bir travma yaşadı diyeli o noktadan sonra ikinci bir şansı ergenlik döneminde var, oradaki sorunu yapılandırabilir. Orayı kaçırdığında zorlaşabiliyor, yetişkinlik yaşamında ilk adımlarını attıkları süreçte buraya da öyle bir dönemde geliyorlar. Genel itibariyle arkadaşıyla iletişim kuramamak gibi basit bir sorunun kökeninde bile başka başka sorunlar çıkabiliyor. Matruşka gibi açıldıkça içinden başka şeyler çıkabiliyor.

Çocukluk yıllarında yaşanmış bir travma, o dönemde ya da devamındaki yıllarda fark edilip çözülmemişse üniversitede halen bir umut olabilir mi?

Aslında ben şuna karşıyım, o dönemde bir sorun yaşanmış ve yandık hiçbir şekilde çözümü yok gibi düşünülmemeli. Her zaman çözümü var, yeter ki o iradeyle, sorumluluk bilinciyle kişi bunu aşmak istesin. Bizler birer yardımcı kaynağız bu konuda, bizlere ulaşabilsin, destek sürecine girsin. Ondan sonra belirli yüzleşmeler, oradaki bir takım aksaklıkların giderilmesine dair yönlendirmeler, rehberlik süreci oluşuyor. Bu nedenle o kendini tanıma sürecini tekrardan öğrenciye “ben kimim?” “neyim?”, bununla ilgili bir çalışma yapıyoruz.

ÖĞRENCİ ANLAM ARAYIŞINI TAMAMLIYOR

Öğrencilerle sorun çözümüne yönelik çalışmalarda nasıl bir yol izliyorsunuz?

Genelde grup çalışmaları halinde yapmayı tercih ediyorum ben. Çünkü bu gibi durumlarda olumlu etkisi de vardır. Psikodramatik çalışmalar sırasında diğer arkadaşlarıyla hem sosyal bir temasta oluyorlar, çünkü insan bir diğeriyle kendini tanır ve aşar. İçe dönüş önemli ancak oradaki sosyal temas, kendinde olanı bir başkasında da görebilme, empati duygusu ve destekleyicilik çocuklara genelde iyi geliyor. Böylelikle yalnız olmadıklarını görüyorlar ve bir takım açılımlar oluşuyor. Kendini tanımayla birlikte varoluş sorgulamaları geliyor. Ben felsefe, psikoloji ve multidisipliner bir yaklaşımla birleştirdiğim için (Çünkü hiçbiri diğerinden ayrı değil). Kendini tanımaktan bahsederken varoluşçu sorgulama başlıyor, ben o nedenle psikoterapi ekollerinden “Logoterapi ve Varoluşsal Analiz” üzerine uzmanlaştım. Gerek Türkiye’de gerek Yurt dışın’da bu alanda eğitim aldım. Düzenli olarak yurt dışından, Almanya’dan süpervizyon alıyorum. Gençler anlam arayışında sorularına yanıt bulunca, geçmiş yaşantıdaki travmatik izler de etkisini kaybediyor. Her şeyin bir anlamı olduğunu kavradıklarında ve biz bu öğrencileri sosyal sorumluluk projelerine yönlendirdiğimizde çok etkili sonuçlar alabiliyoruz. Burası bir hastane değil, klinik anlamda çalışma yapamayabiliyoruz. En azından çocuklara anlam arayışında destek olabiliyoruz.

Atölyelerde uyguladığınız yöntemler nelerdir?

Atölyeler içinde transaksiyonel analiz dediğimiz bir yöntem var, onu kullanıyoruz. Yine bunda da sosyal yaşam iletileri ile ilgili. Bu dönemde sosyal yaşam iletileri çok önemli. Tek başına kalmakla mücadele etmek onlar için yorucu ve zor olabiliyor. Sosyal iletilerinde neler var neler yok, onları yokluyoruz. Kültürel sanatsal etkinliklere yönlendiriyoruz. Bakanlık çok güzel imkanlar sunuyor, yurt içerisinde de biçki dikiş kursundan psikodrama çalışmalarına kadar geniş bir yelpaze hazırlanıyor. Öğrencinin sorununu sadece seansta çözmek değil, bir aktiviteye yönlendirip yaşamın bütününde yardımcı olabilecek şeyler sunuyoruz. Aldığım eğitimleri burada öğrencilere faydalı olacak atölyelerde kullanmaya çalışıyorum.

Sizin tamamladığınız her eğitim öğrencilere yeni bir atölye olarak dönüyor sanırım. Atölyelere eklenecek yeni uygulamalar var mı?

Sağlık Bakanlığı onaylı hipnoz eğitimimi tamamladım son olarak. Mindfulness Temelli Stres Azaltma Programı (MBSR) ve hipnoz, sadece eğitimini alan profesyonel kişilerce uygulanmalı, birkaç sertifika programı ile yapılması doğru değil. MBSR tekniğini öğrenciler çok sevdi. Hem stres hem kaygı sorunu yaşayan öğrenciler, sınav kaygısı yaşadıklarında MBSR terapiden çok yararlandılar. Birebir olarak da hipnoz uygulayıcısıyım. Eğitimi olmayanlar tarafından yapıldığında çok ağır hasar da bırakabiliyor. Hipnoz travmaları çözülememiş öğrencilerde çok etkili oluyor. Sorunlarının kökenine inebiliyoruz. Hipnozla kısa sürede çözüm alabiliyoruz. Yeşilay’ın bağımlılıkla mücadele koordinatörüyüm. Gerek madde gerek teknoloji bağımlılığı konusunda seminerler düzenliyoruz. Bakanlık özellikle teknoloji ve davranışsal bağımlılıklar üzerine çalışmalara önem veriyor. Gençler arasında yaygın olan bu bağımlılıklara dair bilgilendirme ve bilinçlendirme yapabiliyoruz.

Öğrenciler geleceğe dair planlarını ya da kaygılarını da sizinle paylaşır mı?

Kariyer danışmanlığıyla ilgili gelenler çok oluyor, geleceğe dair ne yapacağını danışıyor. Çift ana dal okumak, akademik kariyer yapmak ya da iş hayatına atılmak gibi konularda danışıyorlar. Bu noktada bizler de mesleki alanda başarılı ve eksik yönlerini belirlemesi, hedefe ulaşmak için hangi adımları atması gerektiğini belirliyoruz.

(Bu Röportaj Derin Maarif eğitim dergisinin 11. sayısında yayınlanmıştır - Röportajı yapan: Canan GÜLEÇ)

Ebru Özer
Uzman Psikolog, Felsefeci, Aile Danışmanı

Uluslararası Akredite olmuş olduğu Psikoterapi Ekolleri ve Yöntemleri:

EMDR Europe (EMDR) Akredite EMDR Terapisti
World Association for Positive and Transcultural Psychotherapy (WAPP) Akredite Pozitif Psikoterapi Uygulayıcısı
Viktor Frankl Institute Vienna (VFI) Akredite Logoterapi ve Varoluşçu Analiz Eğitmeni

Akredite olmuş olduğu Ulusal Psikoterapi Ekolleri ve Yöntemleri:

T. C. Sağlık Bakanlığı Akredite Hipnoz Uygulayıcısı
T. C. Sağlık Bakanlığı Akredite Psikolojinin Tıbbi Uygulamaları Yetki Belgesi

Üyesi olmuş olduğu Uluslararası Mesleki Kuruluşlar:

Viktor Frankl Institute Vienna (VFI)
World Association for Positive and Transcultural Psychotherapy (WAPP)

Üyesi olmuş olduğu Ulusal Mesleki Kuruluşlar:

Türk Psikologlar Derneği (TPD)
EMDR Türkiye Derneği (EMDR)