Borderline Kişilk Bozukluğu'nda Diyalektik Davranışçı Terapisi

Dilling’e (2005:82) göre, Borderline kişilik bozukluğu, klinik alanda en sık görülen kişilik bozukluğudur. Toplum içerisindeki görülme sıklığının ise %2 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Borderline Kişilik Bozukluğu’nun tedavisinde günümüzde en etkili yöntemlerden biri olarak Diyalektik Davranışçı Terapi görülmektedir. Bohus’a göre (2011) Diyalektik Davranışçı Terapi, 1993 yılında Linehan tarafından kronik intihar eğilimli Borderline kişilik bozukluğu olan kişiler için geliştirilmiştir. Linehan’a göre (1993a, 1993b) Diyalektik Davranışçı Terapi, boğucu duyguların kontrol altına alınmasına yarayan oldukça etkili bir yöntemdir. Bu terapi, davranış terapisi, kognitif davranış terapisi, geştalt terapisi, hipnoz-terapisi ve meditasyon alanlarını kapsayacak şekilde çok geniş ve çeşitli terapi yöntemlerini bir arada içeren bir birleşimdir.

Tanımlar

Borderline Kişilik Bozukluğu: Borderline kişilik bozukluğu, WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından yayınlanan ICD-10’da Kişilik ve Davranış Bozukluğu F60.3 Duygusal Bakımdan Dengesizlik Kişilik Bozukluğu olarak tanımlanmaktadır.

Diyalektik Davranışçı Terapisi: Martin Bohus’a (2011) göre Diyalektik Davranış Terapisi, 1993 yılında Linehan tarafından kronik intihar eğilimli Borderline kişilik bozukluğu olan kişiler için geliştirilmiş bir terapi yöntemidir.

Borderline Kişilik Bozukluğu Nedir?

Gunderson'a (2005) ve Kröger, Unckel (2006) göre, "Borderline Kişilik Bozukluğu" teriminin tarihçesi, Stern’in klinik gözlemlerine kadar uzatabilmektedirler. Borderline Kişilik Bozukluğu rahatsızlığını tanımlayan “borderline” (İngilizce sınır çizgisi) ifadesi, Adolf Stern tarafından 1938 yılındaki eserlerinde sadece nevroz sınırına ilişkin olarak kullanılmıştır. Sonraları Knight (1953) nevroza yönelik bu kavramın da benzer şekilde önemli olduğunu belirterek, kavramın kapsamını daha da genişletmiştir. İlerleyen süreçte "Borderline" ifadesi, giderek ne psikotik ne de nevrotik olan, teşhis konulması ve tedavi edilmesi zor olan hastaları tanımlamak için kullanılmaya başlanmıştır.

Tüm bu gelişmeler sırasında Kernberg (1967) Borderline yapısına ilişkin psikoanalitik bakış açısına önemli katkılarda bulunacak araştırmalarda bulunmuştur. Kernberg (1967) "Borderline kişilik bozukluğunun organizasyonu" kavramını, psikotik kişilik bozukluğu ile nevrotik kişilik bozukluğuna ilişkin bir sınır olarak tanımlamıştır. Bu kapsamda Borderline kişilik bozukluğunun organizasyonu kavramını, kimlik oluşumunun eksik veya zayıf oluşan unsurları, ilkel savunma mekanizmaları ve stres altında gerçeklik kontrolünün geçici olarak askıya alınması durumu olarak değerlendirmiştir. Kernberg’in modelindeki kavramsal ilerleme sayesinde, sınıflandırma sistemlerindeki düzenlemelere yönelik makul ve mantıklı bir temel yapı oluşmaya başlamıştır.

Borderline kişilik bozukluğuna dair ilk deneysel çalışma, Grinker tarafından gerçekleştirilmiştir. Grinker (1968) sonrası Borderline kişilik bozukluğu hastalarıyla yapılan çalışmaların yardımıyla, Borderline kişilik bozukluğu ile şizofrenik bozukluklar arasındaki sınır ve ayrım tespit edilebilmiştir. Yapılan çalışmalar sonrası Borderline kişilik bozukluğu, 1980 yılında resmi sınıflandırma sistemi olan DSM-III’e dahil edilmiştir. Borderline kişilik bozukluğu, psikanalitik düşünce temelinde bir kişilik organizasyonu olarak görülmüştür. Tıp alanındaki ilerlemeler ve yapılan deneysel çalışmalar sayesinde Borderline kişilik bozukluğu günümüzde bir bozukluk olarak kabul edilmektedir(1968: 27-31).

ICD-10 ve DSM-5 Nedir?

Borderline kişilik bozukluğunun teşhisi, ağırlıklı olarak ikili sınıflandırma sistemlerinin yardımıyla, gerçekleştirilmektedir. ICD-10 (Uluslararası Hastalık ve İlgili Sağlık Problemlerinin İstatistiksel Sınıflandırması), Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayınlanmaktadır. DSM-5 (Ruhsal Bozuklukların Teşhisi ve İstatistiksel Kılavuzu), Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayınlanmaktadır. Bu her iki sınıflandırma sistemi de, Borderline kişilik bozukluğunun temel belirtilerini formüle etmekte ve bu teşhisin konulabilmesi için, hastada bu kriterlerden en az kaçının tespit edilmesi gerektiğinin sayısını belirlemektedirler.

ICD-10 Teşhis Kriterleri

Borderline kişilik bozukluğu, WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından yayınlanan ICD-10’da Kişilik ve Davranış Bozukluğu F60.3 – Duygusal Bakımdan Dengesiz Kişilik Bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Borderline kişilik bozukluğu, hiç beklenmedik bir anda ve dengesiz olarak nitelenebilecek bir şekilde ve sonuçlarının ne olacağına hiç dikkat etmeden, dürtüsel olarak hareket etmeye eğilim gösteren bir kişilik bozukluğudur. Rahatsızlıkta duygusal patlamalara yatkınlık ve dürtüsel davranışlarını kontrol edememe eğilimi de söz konusudur. Ayrıca dürtüsel hareketleri baskı altında tutulurken veya engellendiğinde, diğer insanlarla çekişmeye ve kavga etmek isteyen davranışlar sergilemeye eğilim gösterirler. Borderline bozukluğa sahip kişilerde ayrıca kendilik algısı bozukluğu ile amaç ve içsel önceliklerde bozukluklar görülmektedir. Hastalar yoğun ve kronik bir boşluk hissine kapılırlar, istikrarsız ilişkiler, intihar etme düşünceleri ve intihar etme girişimleriyle birlikte, kendi kendine zarar verme yatkınlığı sergilerler (Dilling ve Dünya Sağlık Örgütü, 2006:154).

Borderline Tip F60.31 rahatsızlığı teşhisi konulabilmesi için, kişilik bozukluğuna yönelik genel kriterlerin ve dürtüsel tip kriterlerinin en az üçünün mutlaka sağlanması gerekmektedir.

DSM-5 Teşhis Kriterleri

Falkai’ye (2015: 908) göre, DSM-5’de Borderline kişilik bozukluğunda, insanlar arası ilişkilerde dengesizlik, kendilik algısı bozukluğu ve duygularında belirgin dürtüsellik görülür. Bu rahatsızlık, farklı durumlarda ortaya çıkar ve başlangıcı, yetişkinliğin erken dönemine dayanır.

Borderline kişilik bozukluğu teşhisi konulabilmesi için, dokuz kriterden beşinin mutlaka sağlanması gerekmektedir. Bu kriterler şunlardır;

1. Terk edilmekten kaçınmak için çılgınca çaba gösterme.
2. Gözünde aşırı büyütme ve yerin dibine sokma uçları arasında giden, tutarsız ve gergin kişiler arası ilişkiler.
3. Kimlik karmaşası.
4. Kendine kötülüğü dokunacak en az iki dürtüsellik (para harcama, cinsellik, madde kötüye kullanımı, güvensiz araç kullanma vb.)
5. Yineleyici intihar davranışları, girişimleri ya da göz korkutmalar.
6. Duygulanımda tutarsızlık.
7. Süreğen bir boşluk duygusu.
8. Uygunsuz yoğun öfke, öfke denetiminde güçlük.
9. Zorlanmayla ilişkili gelip geçici kuşkucu düşünceler ya da ağır çözülme belirtileri(APA, 2013).

ICD-10 ve DSM 5’in Kategorik Eleştirisi

ICD-10’a ve DSM-5’e göre kategorik teşhis çok defa eleştirilmiştir. Doering (2011: 304-306), bu kapsamda beş önemli noktaya dikkat çekmektedir:

1. Teşhis kriterleri deneysel olarak değil, klinik-teorik olarak kavramsallaştırılmıştır.
2. Münferit kişilik bozukluklarının arası, kategorilerin ayrılabilmesi için yeterli değildir. Bir kişide genellikle birden fazla sayıda, hatta çok sayıda kişilik bozuklukları bir arada bulunabilmektedir.
3. Sağlanması mutlaka gerekli olan kriterlerin yardımıyla tespit edilmesi, teşhisin konulabilmesi için yeterli değildir. Bu nedenle, her ne kadar hastanın yüksek düzeyde tedavi ihtiyacı olsa dahi, teşhis konulabilmesi için bulunması gereken DSM-5 kriterlerinin sadece dördünü sağlayan bir hastaya teşhis konulamamaktadır.
4. Her ne kadar klinik bakımdan ve teşhis açısından ilgi ve ilişkileri farklı olsa da, her maddenin eş ağırlıkta dikkat alınması sıkıntılara yol açabilmektedir.
5. Kriterler göz önüne alındığında kişide sadece eksik olan hususlar gösterilmektedir. Kişinin kendine has sahip olduğu özellikler dikkate alınmamaktadır.

Buna rağmen, ICD-10 ve DSM sınıflandırma sistemlerine dayanan ve bu amaç doğrultusunda geliştirilmiş çok sayıda araç mevcuttur. Geçerli olan teşhis yöntemi olarak, kategorik teşhis uygulanmaktadır. Bu araçlar arasında en yaygın kullanılanları, karşılıklı mülakat ve anket formlarıdır.

Etiyoloji

Bohus ve Schmahl (2007), Borderline kişilik bozukluğunu genetik bileşenler, travmatik deneyimler, bozuk öğrenme süreçleri ve bozuk davranış modellerinden kaynaklandığını varsaymaktadırlar. Bohus ve Schmahl (2007: 1074-1075) ‘ın ikiz kardeşler üzerinde yürüttükleri bir çalışmayla borderline kişilik bozukluğunda genetiğin yüksek etkisi, doğrulanmıştır.
Psikososyal stres faktörleri olarak, cinsel şiddet, fiziksel şiddet ve ihmal ele alınmaktadır. Nörobiyolojik olarak ise, Borderline kişilik bozukluğu olan bazı insanlarda hipokampüsünde ve amigdalasında bir hacim küçülmesi ve fronto-limbik kontrol bölgesinde bazı bozukluklar görülmüştür. Borderline kişilik bozukluğu olan insanlardaki artan dürtüsellik, prefrontal korteksteki ve özellikle de orbito-frontal korteksteki serotonerjik bir fonksiyon bozukluğuyla ilişkili olduğu da kanıtlanmıştır.

Borderline kişilik bozukluğunun gelişimine ilişkin daha kapsamlı bir bakış sahibi olunabilmesi için, nöro-davranışsal gelişim modeli de göz önüne alınmalıdır. Bohus (2002:12), davranışsal gelişim modeli öğrenme teorisini, kognitif teori ve nöro-biyoloji yardımıyla tanımlamaktadır Öğrenme teorisinin yardımıyla, klasik ve şartlı koşullanma ilkeleri ele alınmaktadır. Korkuyu tetikleyen uyaranın benimsenmesi ve stresin azaltılmasını sağlayan davranış kalıplarının uygulanması gibi fenomenler davranışsal gelişim teorisinde önemli yer tutmaktadır. Bireysel şemalar ve değerlendirme süreçleri de, kognitif teori yardımıyla açıklanmaktadır. Ayrıca davranışsal gelişim teorisinde nöro-biyolojik işlev bozuklukları, genetik etkenlere bağlanabilmekte veya travma olaylarının psikosomatik sonuçları olarak yorumlanabilmektedir.

Nöro-davranışsal gelişim modeli, bu nedenle dissosiyasyon eğilimi, dürtüleri kontrol etme ve duyguları düzenleme yeteneğinin bozulması gibi genetik kaynaklı nörobiyolojik faktörlerin, cinsel istismar ve duygusal ihmal benzeri psikososyal değişkenlerle etkileşimini tanımlar. Bunun sonucunda, kimlik kavramının bozulması ve ilişkileri düzenleme, duyguları ayarlama ve davranışları kontrol etme yeteneklerinin bozulması şeklinde tanımlanan fonksiyon bozukluğu durumu ortaya çıkmaktadır. Tüm bu faktörlerin karşılıklı etkileşimi, psikososyal gelişme sırasında, asimilasyon ve adaptasyon bozukluklarına yol açmaktadır. Travmatik deneyimler, daha sonra olumlu tecrübelerle veya öğrenme süreçleriyle ilişkilendirilip, kontrol altına alınamazlar. Bu nedenle, öngörülmesi mümkün olmayan ve tehlikeli olarak nitelendirilebilecek bir dünya görüşünün oluşmasına neden olabilirler (Bohus, 2002:16).

Komorbidite (Eş Zamanlı Ek Rahatsızlık)

Borderline bozukluğunun komorbiditesine (eş zamanlı, ilave rahatsızlık) ilişkin günümüzde çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Bohus (2002: 11-12), Borderline kişilik bozukluğu olan kişilerin yüksek bir yüzdesinde aynı zamanda başka ilave psikiyatrik bozuklukların da bulunduğunu belirtmektedir. Özellikle depresif bozukluklar (yaklaşık olarak %98 oranında yaşam boyu sürer), korku bozuklukları (yaklaşık olarak %90 oranında yaşam boyu sürer) ve uyku bozuklukları (yaklaşık olarak %50 oranında yaşam boyu sürer) öne çıkmaktadır. Borderline kişilik bozukluğu olan birçok insan, aynı zamanda diğer kişilik bozukluklarının kriterlerini yansıtmaktadırlar. Burada söz edilen bozukluklar arasında, özellikle bağımlı kişilik bozuklukları (%50), korkma nedeniyle kaçıngan kişilik bozukluğu (%40) ve paranoid kişilik bozuklukları (%40) yer almaktadır.

Rahatsızlığın Epidemiyolojisi ve Seyri

Dilling'e (2005: 82) göre, Borderline kişilik bozukluğu klinik alanda en sık görülen kişilik bozukluğudur. Toplum içerisindeki görülme sıklığının %2 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bohus'a göre (2002: 10-11), bu rahatsızlığa sahip olan kişilerin yaklaşık olarak %60 ile %70 arasındaki bir bölümü kadınlardan oluşmaktadır. İntihar oranı, %7 ile %10 arasındadır. Gerçekleştirilen intihar olaylarındaki en büyük risk faktörlerinin dürtüsel davranış kalıpları, yaşlanma, depresyonlar, komorbit anti-sosyal kişilik bozukluğu ve küçük yaşta istismara uğramış olma durumlarının oldukları belirtilmektedir. Dilling’e (2005) göre, Borderline kişilik bozukluğunun seyri farklı şekillerde olabilmektedir. Genellikle yetişkinlik döneminin başlarında ortaya çıkan kronik kararsızlık ve
tutarsızlık durumları, duygu ve dürtüleri kontrol etme eksikliği dikkate alınması gereken durumlardır.

Borderline Kişilik Bozukluğu Semptomları

Schaefer, Rüther ve Sachsse a göre (2006), Borderline kişilik bozukluğunun temel problemi, duygu kontrolü ve duyguları düzenleme yeteneği sorunudur. Hastalar, kendi kendilerine zarar veren davranışlarla veya agresif patlamalarla, oldukça uzun süren gerginlik durumlarını ve dönemlerini azaltmaya çabalarlar. İnsanlar arası ilişkilerde, yakın ve mesafeli ilişki arasındaki dengeyi kurmakta zorluk yaşarlar. Yalnız kalma korkuları baskındır. Bu korku, bir yandan ilişki içerisinde oldukları ve kendileri açısından önemli buldukları insanları kendilerine bağlama çabalarına ve yakınlık ile güvenceye ilişkin çarpık algıları sebebiyle büyük bir korku, suçluluk veya utanç duygusu hissetmelerine neden olur. Borderline kişilik bozukluğu olan kişiler, genellikle çaresiz durumda olduklarını göstererek, karşısındaki kişilerden yardım isteyerek durumu düzeltmelerini beklemeleriyle kendilerini gösterirler. Bordeline kişilik bozukluğuna sahip olan kişilerde ayrıca kişinin kendi duygularını yetersiz algılaması, zaman-mekan hissinin çarpık duruma gelmesi ve yabancı olma hissinin çarpık şekilde algılanması, dissosiyatif fenomenler gibi bazı semptomlar görülebilmektedir.

Borderline kişilik bozukluğuna ekseriyetle alkol ve uyuşturucu kullanımı ve yeme bozuklukları gibi diğer problemler eşlik ederler. Borderline kişilik bozukluğunun tipik bir özelliği, kendileri ve başka insanlar hakkındaki olumlu ve olumsuz düşünceleri kabul etmekte ve bunları hayatlarına adapte etmede yaşadıkları güçlüktür. Diğer bir tipik özellikleriyse, düşüncelerinin belirgin ölçüde siyah beyaz olmasıdır. Onlar için, her şey sadece ya siyahtır ya da beyazdır. Onlar için gri rengini ve tonlarını algılamak, oldukça zordur. Örneğin; bir insan ya arkadaştır ya da düşmandır veya ya alçaktır ya da kahramandır (Schaefer vd., 2006:28-30). Zorluk yaratan ve geniş bir yelpazeye yayılan bu semptomlar, aşağıda intihar eğilimi, kendine zarar verme davranışı, korku ve dissosiyatif fenomenler başlıkları altında daha ayrıntılı olarak ele alınacaktır.

İntihar Eğilimi

"Elime bir bıçağı, tıraş bıçağını ve bazen cam kırıklarını aldım ve sonra kollarımı kesmeye başladım. Birkaç ay boyunca, neredeyse bunu her gün yaptım. Bunu, kendimi cezalandırmak için yaptım" (Knuf, 2008:12).

Schäfer’a göre (2006: 41), intihar riski özellikle yüksektir. Hastaların yaklaşık olarak yüzde 29’u ile 49’u arasındaki bir bölümü, bir defa veya birden çok defa intihar girişiminde bulunurlar. Özellikle belirgin depresif davranışlar sergileyen Borderline kişilik bozukluğuna sahip kişilerde, intihar etme tehlikesi söz konusudur. Bu, sevilen insandan gerçek hayatta veya hayal dünyasında deneyimlenen ayrılık ve kaybetme durumlarında, yaşanması muhtemel olan tehlikeyi göstermektedir. Dilling’e göre (2005: 72-73), Borderline kişilik bozukluğuna sahip kişilerde intihar riskiyle baş etmek daha da zor olabilmektedir. Borderline hastalardan intihar riski, hem akut veya kronik bir durum hem de her ikisi birden bir arada olabilmektedir. Kronik olarak intihar etmeye meyilli insanlar, kendi kendilerine zarar veren davranışlarda bulunma eğilimi gösterirler. Bu nedenle böyle bir kişinin yaşamının hangi anda gerçekten tehlike altında olduğuna ve bir intihar girişiminde bulunup bulunmayacağına karar vermeyi güçleştirir. İntihar riskine karşı her ne kadar sıkı ve dikkatli bir gözetim uygulansa dahi daima dürtüleri doğrultusunda hareket etmeleri ve bir şeyi yapmadan önce, bunu zamanında fark etmenin neredeyse hiç mümkün olmaması nedeniyle, söz konusu kişinin kendi kendini yaralamasını veya intihar girişiminde bulunmasını engelleyebilmek oldukça zor olabilmektedir. Güçlü işbirliği içerisindeki iyi bir ekiple bile, kişinin kendi kendine zarar vermesini veya intihar etmesini önleyebilmesi bazen mümkün olamamaktadır. İntihar eğilimli kişiler, mutlaka dikkatli bir şekilde izlenmelidir ve davranışları belgelendirilmelidir. Bu nedenle, intihar etme girişiminde bulunma tehditleri daima ciddiye alınmalıdır ve kendisiyle konuşularak, yatıştırılması sağlanmalıdır. Akut intihar tehlikesi olan kişi, aktif bir şekilde izlenmelidir ve bir psikiyatri kliniğine götürülmelidir.

Kendi Kendine Zarar Verme Davranışları

"Hayatım, depresyonlar, öfke ve boşluğun neden olduğu sıkıntılarla dolu bir kısır döngüyle gölgelendi.(...) Her şeyi denedim, hiçbiri işe yaramadı. Bu yüzden, tekrardan kendimi kestim. Kan, boşluğu hızla doldurur..." (Knuf, 2008:13).

Schaefer’a göre (2006: 36), en sık karşılaşılan kendi kendini yaralama hadiseleri, jilet, cam kırıkları veya bıçakla kesme olaylarıdır. Ancak, kendi kendini yaralama davranışları kapsamında ayrıca sigara veya çakmakla kendi kendini yakma girişimleriyle de sıklıkla karşılaşılmaktadır. Hastalar çoğunlukla dissosiyatif durumları sona erdirebilmek veya sadece kendi varlıklarını hissedebilmek için, kendi kendilerine zarar verirler. Kişiler, kendi kendilerini yaraladıktan sonra, genellikle kendilerini rahatlamış hissederler. Kendi kendini yaralama davranışı, rahatlatma ve sakinleştirme etkisiyle, öğrenme etkisi bakımından güçlenir. İntihar etme dürtüsü ve kendi kendini yaralama davranışını, birbirine eşit veya benzer değildir. Kendi kendini yaralama davranışlarında, daha çok kendi kendinden nefret etme hissi, gerginlik duygusu veya kendi benliğini kaybetme durumları söz konusu olmaktadır. İntihar etme dürtülerinde ise, daha çok terk edilmişlik ve umutsuzluk duyguları söz konusudur. Dilling’e (2005: 62) göre, kendi kendini yaralama davranışı tespit edildiğinde, bu davranış şekli ilk öncelik olarak dikkate alınmalıdır. Söz konusu davranışın ilgili kişi açısından oluşturduğu risk belirlenmeye çalışılmalı ve söz konusu kişiyle birlikte bu tip davranışların yerine kullanabileceği alternatif davranış şekilleri geliştirmenin yolları araştırılmalıdır.

Korku

"Bazı günler, sabahları uyandığımda, hayat üzerimde kurşun gibi ağırlaşıyor. Bana her şey umutsuz ve çaresizmiş gibi geliyor ve her ne yapmaya başlarsam başlayayım, sonunda başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkummuş gibi geliyor"(Knuf, 2008: 12).

Schaefer’a göre (2006: 32-34) korku, Borderline kişilik bozukluğunun ana semptomu olarak görülür. Borderline kişilik bozukluğu insanlar, genellikle hayaller ve ihtiyaçlar dünyasında veya hırs ve öfkesinin etkisindeki duyguların içerisinde kontrollerini kaybetmekten korkarlar. Diğer bir korkuları ise, kendi benliklerini kaybetme korkusudur. Ayrılık korkuları, yalnız kalma, terk edilme ve ilişki içerisinde olduğu birini kaybetme korkusu, yaşanmış travmatik olayların sonuçları olabilirler. Yoğun bir şekilde yakınlaşma ve kaynaşma arzusu, kişinin kendi benliğini kaybetmekten korkmasına da yol açabilmektedir. Dilling’e (2005: 74) göre, Borderline kişilik bozukluğu olan kişilerin hırs ve öfkeleri, kaba kuvvet uygulama ve dürtülerini kontrol edememe sorunları, terk edilmişlik ve reddedilmişlik durumundan kaynaklanmaktadır.

Dissosiyatif Durumlar

"Bazen insanların arasındayken bile, an geliyor, korkularım bağımsız bir şekilde kendiliklerinden ortaya çıkıyorlar. (...) Bir saniye içerisinde, her şey yabancılaşıyor. Korku, beni ele geçiriyor ve gerçek olan her şey kapanıp, yok oluveriyor" (Knuf, 2008: 13).

Schaefer’ a göre (2006: 34-35) dissosiyatif durumlar ifadesiyle, depersonalizayon (kendi bedenini terk etme), derealizasyon (gerçekliği terk etme), rüya benzeri durumlar veya hayal dünyasına çekilme durumları kastedilmektedir. Bu durumlar, genellikle ağır bir çocukluk travması yaşamış olan Borderline kişilik bozukluğuna sahip olan kişilerde görülmektedir. Çocuklukta yaşanan ve durdurulması mümkün olmayan olaylar karşısında kendi kendini korumak amacıyla, ekseriyetle dissosiyatif durumlar kullanılır. Dilling’e (2005: 67-68). göre, dissosiyatif kişilik bozukluğu olan insanların üçte birinde, aynı zamanda Borderline kişilik bozukluğunun da görüldüğü tahmin edilmektedir.

Dilling’e göre (2005: 71), Borderline kişilik bozukluğu olan insanların yaşadıkları ağır semptomların çevresindeki insanlar için sıkıntı yaratabilecek olması nedeniyle, uzman kişiler tarafından düzenli olarak incelenmesi, gözetim altında tutulması ve gerektiğinde müdahale edilmesi gerekmektedir. Ayrıca, bu çalışmaların dikkatli bir şekilde belgelendirilmesine ve bu çalışmaları yürüten ekibin iyi ve sıkı bir işbirliği içerisinde olmalarına dikkat edilmelidir.

Terapi Şekilleri

Bohus ve Schmahl'e (2007: 1075-1078) göre, ruhsal rahatsızlığı olan kişiler için ilgili ruhsal bozukluğa ilişkin özel psikoterapi tedavi konseptlerinin geliştirilmesi, Borderline kişilik bozukluğu olan kişilerde mutlaka izlenmesi gereken bir yöntem olmalıdır. Günümüzde Borderline kişilik bozukluğunun tedavisine yönelik dört terapi yöntemi kullanılmaktadır. Bunlar;

1. Marsha Linehan’a göre Diyalektik Davranış Terapisi (DDT)
2. Anthony Bateman ve Peter Fonagy’ye göre Mental Temelli Terapi (MTT)
3. Otto Kernberg tarafından geliştirilen Aktarım Odaklı Psikoterapi (AOP)
4. Jeffrey E. Young’a göre Şema Terapisi’dir.

Günümüzde sadece iki farklı psikoterapi yönteminin etkisi deneysel olarak kanıtlanmıştır. Diyalektik Davranışçı Terapisinin Borderline Kişilk Bozukluğunun tedavisindekı etkisi, dört bağımsız çalışma grubu tarafından yedi adet kontrollü terapi çalışmasıyla kanıtlanabilmiştir. Mental Temelli Terapinin etkisi ise, sadece yarı zamanlı yatılı Borderline Kişilik Bozukluğu sahibi hastaların tedavisinde kanıtlanabilmiştir. Şema Terapisi ile Aktarım Odaklı Terapi, Arntz ve Genderen tarafından (2010: 5-6) birbirleriyle karşılaştırılmışlardır. Bu çalışma, Şema Terapisinin hem Borderline kişilik bozukluğu semptomların azaltılması bakımından hem de diğer psikopatoloji konularında ve yaşam kalitesi açısından Aktarma Odaklı Psikoterapiye kıyasla daha iyi sonuçlar verdiğini göstermiştir. Tedavi sürecinin başlamasından dört yıl sonra yapılan takip muayenesinde, şema tedavisi uygulanan hastaların % 52'sinde Borderline kişilik bozukluğu semptomları için gereken kriterlerin artık bulunmadığı tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda hastalardaki tüm semptomların azaldığı ve hastaların genel yaşam kalitelerinin ve özgüvenlerinin belirgin ölçüde iyileştiği görülmüştür.

Yayınlanan yazılar kaynak göstermeden, izinsiz kullanılması, kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Yayınlanan yazılar, makaleler, haberler kaynak gösterilerek içeriği değiştirilmemek şartıyla yayınlanmasına izin verilmektedir.

Abdullah ÖZER

(Sosyal Hizmet Uzmanı, Klinik Psikoloji Uzmanı, Aile Danışmanı, Psikoterapist ve "European Psychotherapy Training Institute" Başkanı)

KAPAT
ÖN KAYIT FORMU
Formu doldurun en kısa süre içerisinde biz sizi arayalım